25 Kasım 2008 Salı

Evcilik Oyunu


Kucukken en sevdigim oyunlar ogretmencilik, doktorculuk ve hatta (hahahaha agac yasken egilir) bankacilikti. 6-7 yaslarindayken Bin ve Pasli ile kesfetmistik bankacilik oynamanin eglencesini...Tek olayimiz da ayakkabi kutusundan bozma bir kasa yapmak ve rengarenk kagitlarla “para basmak”ti. Ardindan annelerimiz bankalarin para basmadigini soyledi, hayalkirikligiyla bir sure oynamaktan vazgectik. Birkac hafta sonra ise birimiz, sanirim Pasli, “Buldummm!” diye geldi, “Merkez Bankasi olmaliyiz. O zaman para basabiliriz”! Heeeyyyy diye yeniden oyuna koyulduk...

Bu arada..
Cocuklugun ayakkabi kutusundan kasa yapabilme yaraticiligi yaninda, “aaa bankalar para basmazsa biz de basamayiz o zaman” gercekciligi arasindaki tezat ne sekerdir :)
Neyse...

Gelgelelim, ilk sectigim oyun evcilik olmazdi cogunlukla. Kariyer kadini olmaya bastan heves edilmisti, ve arada sirada tum kucuk kizlar gibi- ozellikle de Barbie destekli olarak- evcilik oynamaktan keyif alsam da, cok oynayinca minik kap kacaklardan azcik icim bayiliyordu. Para basasim, yoklama yapasim, muayenehanemde hasta kabul edesim agir basiyordu! O zamanlar bagiris cigiris sloganli-sarkili “cocuk da yaparim kariyer de” akimlari yepyeni ve biz de kucuk kiz hallerimizle konuya yabanciydik sanirim! Hayatin sunduklariyla ilgili ikisi birden’ci, dordu, besi, hepsi birden’ci olma zamanlarimiz baslamamisti; oyun oynamak icin 1 saat gec uyumanin tarifsiz mutluluklara bedel oldugu minik dunyalarimizda...

Sonra cesitli sosyalizasyonlar, arkadas etkisi, sosyal baskilar, toplumsal ogretiler vb her turlu sosyo-psikolojik etkilesimler basladi. Ayni anda basarili bir kariyer kadini, sorumluluk sahibi zarif bir ev hanimi, bakimli saglikli ve zevkli hos bir kadin, seksi bir disi, entellektuel bir birey, kotu gun yoldasi, iyi gun eglence paylasimcisi, iyi bir anne, iyi bir evlat, iyi bir dost, iyi bir vatandas, iyi bir tuketici, iyi bir....... olunabilecegi, olunmasinin iyi olacagi, olunmazsa mazallah toplumsal kurallar ocusunun bizi gece yatagimizda korkutabilecegi durtusu icimizin bir kosesinde kabarmaya basladi.

"Dort-dortluk birisi" olmak paydalarimiz da bizimle birlikte buyudu. Bi yandan ise gider, bi yandan yemek yapar, bi yandan arkadaslarla is cikisi ickileri yuvarlar, ailelerimizle mutlu bulusmalar yasar, birileriyle tanisir, birileriyle cikar, birileriyle ayrilir, bu arada kuafore, manikure, alisverise, okumaya, sinemaya vakit ayirirken...... “Her sey birden” olunabilecegini anladik da sukur, icimizi Merkez Bankasi olursak para basabilecegimizi ogrendigimizde saran turden bir ic rahatligi sardi...puffffffff :)

Hatta disaridan takip edebildigim kadariyla simdiki dort-dortluk cocuklar, dokuz-sekizlik bireyler olabilsinler diye, Indigo kusaginin anaokulu mufredati bile gelismis, bildigimiz bale-jimnastik-tiyatro vb siniflarin yanina el becerileri-yemek pisirme vb dersler de eklenmis, toplumcak rahat etmeye bir adim daha yaklasmisiz....artik cocuk dedigin okuma yazmayi, matematigi, ingilizceyi ogrenmek icin oyle ilkokula gitmeyi filan beklemiyor, 5 yasinda olayi cozerek zaman tasarrufu yapiyormus...(Murathan Mungan - Yuksek Topuklar'dan Tugde'yi hatirlayanlar parmak kaldirsin!) Ve simdi bi kere daha..pufffffffffffff :)

Degisim sureclerinden bahsetmisken...Bu bireysel ve toplumsal –kosaraktan- yenilenme surecinde evcilik oyunlarinin da kurallarina ekleme yapildi! Evinin bakimini ustlenme durumu bircogumuz icin evlilik sonrasi iki kisilik bir hayatin ortak sorumlulugunu almaktan once/ziyade yalniz yasadigi evinde tek kisilik hayatinin bireysel sorumlulugunu almak olarak sekillendi. “Bekar evi” gerekliliklerine eklemeler yapildi; LCD Televizyonlar, DVD koleksiyonlari, peynir&sarap ve iyi bir muzik arsivi tum bekar kadin ve erkeklerin hayatina dahil oldu. Sex and The City detayciklariyla suslu minimalist evlerimizde koca duvarlarimiza bakarak tek basinaligi bir kadeh “is cikisi kirmizi sarabiyla” kutlayabilmenin keyfini kesfettik hepimiz...Hatta belki bu yenilenme-gelisme-bireysellesme surecinin yuvaciklarimiza yansima halleri de ufaktan yol acti; her turlu insan iliskisi ve en cok da ikili iliskiler konusunda gittikce azalan tahammullerimize, “baglanmaktan korkuyorum” kliselerine, shariphobia (paylasim fobisi – by: Eliza D.) hallenmelerine...

Neticede bendeniz de, 8 yila yakindir bir basima yasadigim evimde; esyalarin konforunu, yalnizligin huzurlu sessizligini, yatakta diagonal olarak ve illa ki iki yastigi da kullanarak yatabilmeyi, temizlikcimle kurdugum basbasa iliskiyi, buzdolabima dolusturdugum yedek krem ve terracottalar ya da tamamen ihtiyac disi aldigim yuzlerce ayakkabi kimseyi gicik eder mi diye dusunmemeyi, her turlu sosyallesme alternatifi olarak cok gezmekten cok yorulunca eve kapanip 6 saat ust uste chick-flicks (“kiz filmi”, romantik komedi – by: all Boys) izleyebilmeyi, mutsuz iliskiler ardindan kuvvetli bir teselli, hatta donemsel olarak anli sanli bir iliski alternatifi, basli basina bir mutluluk formulu saydim...

Son donemde ise, H. ile ortak bir hayat kuruyoruz. 2 haftadir, yeni evimizde, ikimiz de hayatimizda ilk kez, yetiskinligin evcilik oyununu oynuyoruz. Aliskanliklarimiz, toksik yalnizlik manifestolarimiz, iyice bireysellestirilmis hayat duzenlerimiz vardi. Onlarin hepsini istifleyip bir bileske yaratiyoruz. (Aaaah Buyuk ve Gercek Ask...Sen nelere kadirmissin, onu goruyoruz!)

Bu arada dugunumuze 1 aydan kisa zaman kaldi. Her taraftan gorusler yagiyor, hikayeler anlatiliyor, Hollywood gumbur gumbur evlilik hazirliginin aska hic iyi gelmedigine dair filmler yapiyor. (Gecen gun bir tanesini seyrettik, "Just Married". Ashton Kutcher ile Brittany Murphy oynuyor. Aman diyim uzak durun..deli sacmasi!)


Velhasil...
Dun aksam islerimizden dondukten sonra, esyalarimizin haftalardir gumruk islemleri bitip de eve tasinma-teslimi gerceklestirilemediginden (sormayin!), birimiz mutfak tezgahina dayanmis, birimiz kaloriferin ustune tunemis olarak kisitli sayidaki kap kacagimizla, birlikte hazirladigimiz yemekleri yer ve sohbet edip gulerken, iki kisilik bir hayatin ne harika keyifler icerebilecegini bir kere daha fark ettim. Tum yeni sorumluluklarinin yaninda, dolu dolu tasidigi cogul mutluluklarla, bu adamla bir evlilik istedigimi icimden bir kere daha sukranla tekrarladim. Etraftaki yeni ve mutsuz evliliklere inat, 62 yildir (masallah!) gundelik abuk detaylar disinda tartismamis, hala da elele oturan anneannemle dedemi dusundum.
Hayatin ve askin beni “evlilik aski olduruyor guzelim”cilere karsi, insallah olabildigince hakli cikartmasini, mutlu mutlu askla buyumeyi diledim ve H.’ye sarildim...“Askiim benimle evcilik oynar misiiiinn?” :)

3 yorum:

  1. sanirim kuçukken daha zekiymişim çiçocumm...nerde şimdi merkez bankası olalım fikirlerim..nerde ha !

    YanıtlaSil
  2. bekar hayatıma veda edebilcekmiyim bende acaba?
    herşey o kadar kafama göre ve rahatken tıpki sende olduğu. bi adet beyaz atlı prens çıkınca karşısına insanın bekar hayatından da feragat edebiliyomuş demekki dedim yazını okuyunca. daha vaktim var sanırım, yavaştan yavaştan kafamda evlilik fikrini oturtmaya =)

    YanıtlaSil
  3. Çok cici bir yazıydı bu da! Keyifle okudum ve bir daha bu evlilik durumunu düşünmeye karar verdim.
    Hep mutlu olun; hep ama.
    Hep yani, daima falan.

    Severim seni ^^
    -Meow-

    YanıtlaSil