4 Aralık 2008 Perşembe

Bekarliga Veda

Bilincli, akli basinda, erkek soyunun "aslinda cok hoos" oldugunun farkinda olma zamanlarinin yaklasik olarak ilkokul 4-5/ yas 9-10 civari oldugunu varsayarsak, neredeyse 20 yillik bir "bekarlik-sultanlik" evresini, siz sag ben selamet geride birakmaktayim...Simdi dugun hazirligi surecinde de sembolik bir veda partisi yapmak, gunumuzde gelinligin sanindan sayiliyor, malum!

Can kizlar da bana oyle inanilmaz bir surpriz serisi hazirlamislar ki, haaaarika bir gun gecirdik!

Her seyin bir arada bulundugu, ortaokul cografya kitabi alintisiyla "stratejik jeopolitik konumu", sosyolojik yaklasim dahilinde ise "dogu-bati senteziyle" one cikan dort basi mamur bir toplumuz ya, bekarliga veda konsepti de basli basina bir kulturler bileskesi olmus durumda...Biz de bu minvalde, paket programla icinde hem Avrupai, hem Osmanli, hem de en Amerikan gelenekleri tasiyan muthis bir veda gunu yasadik!

Sabah dunyadan habersiz ilk kahvemi icerken kapi calindi, Ankara'dan cok sevdigim bir arkadasim geldi. Gunumuz ciglik cigliga baslamis oldu! Ancak bende afyon o denli patlamamis, kahve bogazimdan beyin damarlarima yolculugunun o kadar basinda ki, hala hicbir seyden suphelenmiyorum. Kahvaltiya gidiyoruz dediler, apar topar ciktik. Kapinin onunde siyah bir karavan kornaya basiyor, suursuz bendeniz de "munasebetsize bak" efektiyle kaldirdigim kaslarimi ayarliyorum. Derken bir aydim ki, karavanin her yerinden pembe bayraklar, "Bachelorette Zone", "Caution! Wild Girls on the Loose" gibi etiketler ve her pencereden bir arkadasim sarkiyor! Bir tur daha cigliklastik, yola ciktik. Gunumuz mukellef bir bogaz ustu manzarali- simit-menemen-pancake-nutella sentezli kalabalik kuvvet kahvaltisiyla basladi. Dolmali-kofteli-sazli sozlu-keseli-pestemalli Osmanli usulu gelin hamami; suslu-bakimli-makyajli-muhabbetli kuafor sefasi; bindalli'li-sarkili-turkulu kına gecesi ve tum detaylariyla mukemmel hazirlanmis, DJ'li-alkollu-dansli-show'lu-pastali-surprizli kocaman bir partiyle akti gitti...



Ertesi gun uyandigimda, yuzum panda gibiydi (ne kadar ictiyseniz icin, smokey goz makyajinizi silmeden yatmayin!), basim yatmadan icilen Alka-Seltzerlere bile kafa tutarak zonkluyordu, ayni anda su-cay-kahve-diyet kola iciyordum ve hayatimin en eglenceli gecelerinden biri icin dostlarima sevgi ve minnetle dopdoluydum!


Derken H. aradi. Tum anlayisi, tatliligi ve ictenligiyle sordu: "Ettin mi canim vedani, bana hazir misin?"...Pur nese "Hazirim askim, 29.5 yildir hazirlaniyordum" dedim, mutlulugum katlandi, kapattik. Ardindan hazirligi dusundum, onume serilecekleri ve geride kalanlari, vedalari, vedalasamayanlari, hazir olan ve olmayanlari..Bizi biz yapan, buyuten, ogreten her seyi ve herkesi...


Hayat ve iliskiler, ogrenmek isteyene ne harika ogretiler sunuyor! Zamaninda yasanan can kirikliklari da, mutlu zamanlar da, insana hem aciyi, hem sevgiyi, hem dostlugu, hem guveni, dengeyi, hayati ogretiyor...En onemlisi ise Sukran. Sukran duygusu icinde hem huzur, hem olgunluk, hem tevazu tasiyan, icinizi bildigin serin sularla yikayan muhtesem bir duygu! Sukran doluyum ben de, aileme, gecmisime, bugunume, kendime ve ask'a...Ve hazirim evet, zaman ne getirecek bilmiyoruz - umarim hep guzel yuzunu gostersin hepimize- ama bugun, simdi... Hazirim Askim! ;)