Dun azcik izin verelim kendimize, taze kari koca bi dinner-movie date yapalim dedik :) Once guzel bir Italyan (Saturnino - Rembrandt Place'de..leziz), sonra meshur Pathe salonlarindan De Munt'de Australia.
Film cok guzel...ve cok uzun. Aksiyon sever bunyeye ayri hitap edicem, ayrimciliga karsit mesajlar icericem, sadece aborjinlere degil, kadinlara da yapilan diskriminasyonu kiniycam, bi yandan romantik tinilar icerip savas karsiti bir hikayeye de goz kirpicam diyen sevgili yonetmen Baz Luhrman aslinda cok iyi toparlamis tum bunlari..Toparlayici unsurlardan biri olarak da dunya tatlisi "Somewhere Over the Rainbow" sarkisi uzerinden"Wizard of Oz" kullanmis ki, cesitli yerlerde hikayenin icine Wizard of Oz'dan aldigi tum parcalar cok guzel, cok birlestirici, cok tanidik...
Film icinde film..icinde de ben! Bi yandan izliyorum, bi yandan icimi yokluyorum...Dorothy'nin ayaklarini birbirine vurup "There's No place Like Home" diye eve donusu hangimizin icini isitmaz ki? Pekiii, ben vursam ayaklarimi birbirine, nereyi icimden geciririm ev diye? Son 6 yilimi gecirdigim ve simdi bi baskasinin oturdugu Acarkent evimi mi dusunurum, annemin ya da babamin evini mi, nereyi? Ev dedigin neresi ki zaten? gibi onlarca soru geciyor aklimdan...Hafif sagima dogru dondum, filmi izliyen kocama goz attim, kalbim yine bi hop etti ilk date'imi eve aticakmisim gibi :) , ve bi baktim, icimin kirmizi parlak ayakkabilari birbirine vurdukca ben tum daginikligi, kolileri, dik merdivenleri ile Amsterdam'daki yepisyeni adresimi dusunuyorum!
Kirmizi ayakkabilar birbiriyle konusuyor:
- There's no place like home...
- Where's home?
- Home is where the heart is..
- Let's go home then!
Yasasinnn!
0 yorum:
Yorum Gönder