
Ben ki Jim Carrey'i The Mask ile sevmis, ardindan ust uste yaptigi ve ayni mimiklerin tekrari oldugunu dusunduren Liar Liar ve turevleriyle kendisinden pek haz etmez hale gelmis, sonraysa Eternal Sunshine of the Spotless Mind'daki harikalar yaratan oyunuyla kendisiyle yeniden barismis (tavsan daga kusmus dagin haberi yok!!) bir nacizane sinema izleyicisiyim; bu filme de Carrey mimikli sifir senaryo bir Hollywood klisesi mi turunde on yargilarla gitmeme karsin, harbiden sevdim filmi.
Film son zamanlarin cogu Hollywood "gulup eglenelim, salondan ciktigimizdan 5 dakika sonra da hicbir sey hatirlamayalim" seklindeki balik hafizalarimiza hitaben yapilmis guldurmecesinden oldukca farkli bir bonus olarak, ardinda bir felsefe barindiriyor. Tum senaryoyu ortaya dokmek gerekmese de tema soyle ki, her seye "hayir" demeyi o "sey"in ne oldugu hic fark etmeden sabitlestirmis bir yalniz adam, bir yardim/gaza getirme toplantisina katilarak onune cikan tum firsat ve sorulara, ne olursa olsun evet demek uzere kendisiyle ve program moderatoruyle bir sozlu anlasma yapiyor. Buradan sonra da abuk olaylar, klasik Jim Carrey cene hareketleri girla gidiyor. Hos bir kesif olarak bas kadin oyuncu Zooey Deschanel de ayrica pek sevimli...
Yandan yandan da Sliding Doors tinili, kelebek etkisi gondermeli, cok salakca gorunen bir seylere evet demis olmanin ya da sadece bir yerde oylesine bulunmanin insani ne harika ve beklenmedik gelismelerle karsi karsiya birakabilecegi mesaji veriliyor. Sonrasinda da "azi karar, cogu zarar" baglamasi cekilip, her seye evet degil, yureginin goturduklerine evet demenin asil erdem oldugu alt mesaji ve guzel bir Hollywood opusme sahnesiyle film bitiyor.
Neticede hos vakit gecirmis, birkac yerde gulmus, ve kendi kisisel Yes Man olma boyutlarini icinden degerlendirerek cikiyorsun. Ya da bana oyle oldu. Filmin bir yerinde esas kizin esas oglana soyledigi "hayat bir oyun parkidir, bunu cocukken bilirsin de, cogumuz buyurken yolun bir yerinde bu bilgiyi kaybederiz, oysa gercek budur" onermesinin kismen de olsa ne kadar uygulanabilir ve hos oldugunu dusundum. Kendi evetlerimi ve sonuclarini tarttim icimden. Hayati oyun parki olarak algilayabilme ve sorumluluklari olan bir yetiskin gibi davranabilme arasinda kurulasi dengede, ne kadar hayir'ci-ne kadar evet'ci oldugumu...
Birkac ay once tam da kendimi hazir hissettigim zamanda harika bir soru sordugunda cooook sevdigim adama "Evet evet evet" diye bagirdim. Ayni zamanlarda bir is teklifine Evet cevabi verip imzami attim, pasaport memuruna da Evet diyip buralara geldim. Bunlari yapabilmek adina da cok sevdigim eski patronuma Hayir kalamayacagim, apartman yoneticime Hayir seneye burda oturmayacagim, canim aileme Hayir simdilik burada yasamayacagiz dedim. Hepsinin teker teker ve ortak, bazen ozlem dolu ve yabanci hissettiren ama heyecanli ve yepyeni, simsicak sonuclari oldu.
Sanirim zaman icinde Evetlerin Hayirlarla yer degistirmesi ya da sonuclarin sebeplere, takvimlerin ulkelere, yasa bagli romatizmal artritin heyecanlarina, cocuklarinin kararlarina, duygularinin birbirine karisip tum planlari darmaduman etmesidir hayat...Tum bunlarin arasinda yasadiklarinin toplamidir. Simdi verdikleriyle yarin gostereceklerinin ayni sorulara verilecek cevaplari kokten degistirmesidir belki biraz da...Ama bugun, evet'lerimin oyun parkinda keyfim yerinde cok sukur!
0 yorum:
Yorum Gönder