18 Mart 2009 Çarşamba

Sanat ve Sayiklamalar

Dun Mahur Beste yazisinin ardindan oncelikle sabah update’i vermek isterim: Evimizin alt katindaki marketin nedense sabahin 6’sinda ve hep bagirip cagirarak bosaltim yaptiklari kamyonla yeni mal getirme sesiyle uyandik. La Havle cekip azcik daha mayalandik, yine de keyifle kalktik. Ben gayet iyiyim, arada depresif aksamlar insana iyi gelir, ooohh iki agladim kendime geldim! Bugun her sey normal seyrinde, ben coco bankaci takimlarim icindeyim, mujgan da bol rimelli, kulaklikla fizy’den Beggin dinliyor, kahve iciyoruz! Birazdan gazetelere ve yoyo topu kivaminda bir asagi bir yukari ziplayan verilerle dolu Reuters ekrani haberlerine bakacak, inceden ise girisecek, arada da ne iyi edecek de haftasonu icin ziyarete gelecek kuzenim icin plan program yapacagiz! Ama oncelikle ruya gibi gecen bir sanat cumartesisini anlatmayi gorev bilirim!
Gecen Cumartesi gunu, sevgilimle karis karis Hollanda programimiz dahilinde Appeldorn’a gitmeyi planlamistik. Ancak Belcika sinirinda yer alan Maastricht’de Avrupa’nin en buyuk sanat fuari oldugunu ogrenince, plan degisikligi yaptik. Iyi ki yapmisiz!
Iyi ki Cumartesi sabahin korunde uyanmayi, 2.5 saatlik tren yolculuguyla gidip gelmeyi goze almis ve oraya gitmisiz! Inanilmaz bir ortamdi!
The European Fine Art Foundation (TEFAF)’in, ki web sitesi buradan incelenebilir, 1975’den beri her yil boyutu buyuyerek duzenledigi bu fuarda, dunyanin tum sanat baskentlerinden cok onemli galeriler ve muzayede evleri (toplam 239 tane!), 1 hafta boyunca devasa bir fuar merkezinde kurduklari mini galerilerle sergi yapiyor. Ancak fuar alani oyle mukemmel duzenlenmis ki, en harikasindan bir MoMA’yi (Museum of Modern Art), bir Van Gogh Muzesi’ni aratmiyor. Hollanda’da her seyden daha bol, daha cesitli, daha da ucuz olan inanilmaz renk ve tazelikteki ciceklerden oyle harika aranjmanlar yapilmis ki, muhtesem sanat parcalari, goze daha da bulutlarin ustundeymis gibi gorunuyor...Iceri girerken oncelikle dev panellere degisik isiklar verilerek renklendirilmis ve boydan boya taze gul goncalariyla kaplanmis duvarlardan nefesimiz kesildi...

Iceride Londra, Paris ve New York sokak ve meydan isimleriyle ayrilmis olarak bircok bolum vardi. 19. yy resimleri, post modern heykeller, eski paralar, Van Cleef ile Tiffany’den 1900lerin art deco mucevherleri, antika kitap, saat, porselen, mobilya ve aynalar, o odada bir Picasso, bu tarafta bir Chagall, hemen yanindaki odada 18. yuzyildan hayranlik verici bir Cin paravani, antika bir piyanoyla arp, sonrakinde dev bir Warhol...Fonda guzel muzikler, ve her tarafta muhtesem lale ve bahar dali aranjmanlari...

Parcalar ve ciceklerin disinda, izlemesi muthis keyifli bir sey de ziyaretcilerdi. Gercek Avrupa burjuvazisinin en beyaz sacina kuafor topuzlu, Chanel dopiyesli, deli mucevherli teyzeleri, en fularli, takimli, saclari geriye dogru jolelenmis janti amcalari, The Talented Mr. Ripley filminden firlamis da gelmis bir Jude Law havasinda ikinci-ucuncu kusaklar...Koridorlarda 1 hafta icin kurulduguna inanamadiginiz ambiyansta degisik konseptli cafe ve havyar-sampanya barlari...gercekten hayatta insanin basina az gelecek guzellikte bir deneyim oldu...

Trende donus yolunda dusunuyordum...Boyle bir sergi bizim Istanbul’umuza da cok yakismaz miydi diye...Oysa bir toplum butunlugu icinde sanata karsi ve sanatin yaninda egreti durusumuzla, mimari acidan bile ilerlemeyi, eskiyi yikmak ve yerlerine yeni ve daha cirkin yapilar olusturmak seklindeki algimizla, kisisel haber alma ozgurluklerinin bugun bile gostere gostere kisitlanisiyla, bir avuc Don Kisot olmuyor muyduk gittikce, kendimize ait bir kulturun icine baska olusumlarca siralanan yel degirmenleri karsisinda?
Gelgelelim umut, o parlak eflatun, yasamsal duygu umut, gelip yerlesiveriyordu icine insanin, kucuk, kucucuk hucrelerden suzule suzule...Iyi ki var olan bir avuc hayirsever Turk ailesinin, Eczacibasi, Sabanci, Koc gruplarinin cabalariyla sehirler ecesi Istanbul da birkac tane cok iyi muzeyle taclanmisti, cok da guzel sergiler duzenlenmisti gectigimiz yillarda...Emirgan Sabanci Muzesi’ndeki Abidin Dino, Rodin, Salvador Dali sergileri, Koc Pera’daki Miro sergisiyle Osman Hamdi Bey koleksiyonu, Istanbul Modern’deki inanilmaz guzel Burhan Dogancay’lar, niceleri...
Umarim, bir gun biz de, guller laleler icinde...

0 yorum:

Yorum Gönder