
Amsterdam'a ilk geldigim aylarda daha bir hevesli turist halindeyken sonralari genel ev hali, herhangi baska bir sehirdeki gundelik hayat parcalari gibi parcalarla ise gitme, spora gitme, evde oturma, yemek pisirme, evde bezme, arada cafe bar yapma, sinemaya gitme seklinde gecti hayat...Bi yandan ben kalanlari ozlerim, herkes yaw manyak misin tadini cikar der, falan filan derken tatli sevgilimle kurduk duzenimizi cok sukur!
Son haftasonu cok sevdigim eski bir okul arkadasimla Amerikali kocasi Turkiye-St.Louis seyahatlerinin ara duragini 3 gun konaklamali Istanbul olarak ayarlayip bize misafir oldular. Sehir kazan biz kepce bir guzel gezdik ki, anlatmadan edemiycem! Bu ara gelen giden de cok, belki ise yarar bu kucuk Amsterdam kapsulu :)
Cuma biz isteyken onlar Anne Frank's house (bence cok gerekli diil ama herkes kendi bilir), Van Gogh Museum (ki bu ara bir de Avant Garde donem sergisi var, iyiymis), Rijksmuseum (Vermeer'in en iyi eserleri, mesela Inci Kupeli Kiz bu muzede diil Den Haag'daki royal muzedeymis ama olsun) gezmisler...
Cuma aksami Castell'de inanilmaz bir et ziyafeti cektik kendimize, sonra Leidseplein hareketliliginde azcik dolasip bisiler icip Jimmy Woo'ya girdik. Istanbul'daki bircok klube gore minnacik olmasina karsin stili havasi yerinde, pek guzel bi lounge'mus meger! Ust kat daha cool, alt kat tam deli deli dans mekani, biz de bi suru zipladik.
Cumartesi sabahi evden firlayip guzelim Utrechtsestraat'i boydan boya yuruyup Rembrandt Plein uzerinden Cafe De Jaren'e gec bir kahvaltiya gittik. Ordan da feslegenli domates corbasi ve sandvic ile doymamisiz gibi (yuhhh!) Puccini'ye cikolataya bogulmaya...
Waterlooplein tarafina yuruduk, WaterlooPlein Markt'da tezgah bakindik, ikinci el guzel parcalar da vardi, evdeki kirk yillik dokuntuyu vintage diye yutturmaya calisanlar da! Yine de keyifli bir goruntu elbet...
Ordan sonra yine bi dolu yuruyup Nieuwmarkt ve cin mahallesi uzerinden Red Light District tarafina gectik. Red Light'in aksamla gunduz tek farki karanliktaki isiklar, yoksa aksamki hareketlilik her daim devam ediyo, o yuzden illa gece olsun diye kasmadik, yine cografya ogretmeni tipli, sisko (yaziiik ama her kor saticinin bi kor alicisi vardir tabii!) kadinlarla, bir icim su, pek guzel kizlar minnacik tek goz odalarin onunde karisik halde birileriyle yarim saatten 50 euro cikarabilir miyiz diye beklemedeydi...Hem degisik, hem uzucu, hem dusundurucu, hem bazen etraftaki cigirtkan Ingilizler sagolsun eglendirici bi yer...Amsterdam belediyesinin burayi Red Light Fashion diye yepisyeni bi soho'ya, bi galerilerle dizayn dukkanlariyla dolu bi bolgeye cevirme cabalari biraz komik ve dam ustunde saksagan duruyor acikcasi...bu sehrin guzelim kanallarinin meydanlarinin ununu golgeliyormus da vs, neticede inanilmaz bir seks ve uyusturucu turizmi de var, buraya gelip buranin ne kadar huzurlu ve guzel bir sanat/gezinti sehri oldugunu gorenler de...Yillardir hep beraber varolmus, simdi niye boyle beyhude bir temizlik icindeler anlamadim, neyse...
Ordan sonra Dam Square'de gorkemli sarayla kilisenin arasindaki cafe'de oturup birer bira ictik, bir gece once Leidseplein De Rokerij'dan aldigimiz lezzetli :)) kekleri yemek icin eve donduk, tabii bi daha da cikamadik!! Ama cok, cok gulduk!
Simdi dopdolu bir haftasonunun ardindan hem islerimi toparliyor, hem de cuma gunku Istanbul baslangicli Bodrum tatilimiz icin gun saymaya basliyoruummmm :)
26 yorum: