13 Temmuz 2009 Pazartesi

Bi Sürü Film ve Icimdeki Teyze

Istanbul ile Amsterdam gundelik yasami arasindaki en onemli farklar iklim ve trafik kuskusuz...Iklime halaa alismaya calisiyorum. Kis sogugu yine bir nebze cekiliyordu, atki sapka cift corap bogazli kazak palto eldiven yun kulaklik filan derken al yanakli eskimolardik hep birlikte..Gel gor ki temmuz’da kulotlu corap giymeyi bunyem, Istanbul’la burasi arasindaki 10-15 derecelik farki da mantigim kaldirmiyor! Napalim, alisiyoruz bi sekil...

Trafik eksikligiyse gundelik hayata her gune en az 2-2.5 saatlik bir bonus olarak yansidi ki, hic fena sayilmaz! Kopru gecme, yolda kalma, tir devrilme, buna mukabil benzin masrafi, sinir harbi, korna sesi minimuma indi benim icin; sabah ve aksam toplamda kazandigim vakitle de daha cok film, daha cok kitap, daha cok spor vakti kazandim, mutluyum!
Film kitap derken, bu ara kisisel sinema gundemimde boyle bi seyler olmakta...




DVD’de 2 film izledik bu ara. Ikisi de buyuk ustalarin mukemmel zamanlamali mimikleriyle iyi gelen, ama aceleye getirilmis duygusu da veren filmlerdi.
Last Chance Harvey, Dustin Hoffman ve Emma Thompson’in ikinci baharda guzel bir bulusma yasamasini anlatan tatli bir film...Ikisi de bir sekilde gunu kurtarmak temasiyla yasamlarini surdurur ve farkli sebeplerle dibe cokerken, havaalaninda tanisiyor ve birbirlerinin monotonlugunu tatli col ruzgarlari gibi isitiyorlar...Ozellikle birbirlerini gicik ederek havaalaninda yemek yedikleri(“not together, just next to each other”) bir sahne var ki en cok orayi sevdim. Bu filme aceleye getirilmis diyerek haksizlik ediyor olabilirim ama iki oyuncuyu da o kadar cok severim ki, daha da destansi, masalsi, uzun, derin, ne bileyim daha etkileyici bir seyler bekledim sanirim...Buyulemedi ama guzel vakit gecirtti. Ben bu ikiliden, yillardir gormediginiz cok yakin bir dostla kavusma sohbetine benzer bir duygu bekledim galiba, oysa aylardir karsilasmadiginiz ama gordugunuze cok sevindiginiz bir tanidikla ayakustu kahve icmek gibi ucucu bir keyif biraktilar yalnizca...

Ikincisi de What Just Happened diye bir filmdi. Hollywood’un ic yuzunu mizahla anlatmak gibi cok saglam olabilecek bir temaya, Robert De Niro gibi mukemmel bir karizmatik efsaneye, kucuk rollerle ortami daha da senlendiren harika bir yan kadroya sahip olmasina karsin, zaman zaman kendini tekrarlayan, bazen hikaye kopukluklari yapan, hizlica cekilmis bir dokumanter gibiydi...Sean Penn’in filminin galasinda insanin vurulmasindan cok kopegin vurulmasina tepki gosteren safti kaymis galeyan seyirci vb detaylar komikti, Bruce Willis’in sakal sorunsali, ne zamandir nev-i sahsina munhasir oyunculugunu ozledigim John Turturro pedikur sahnesi filan cok guzeldi ama, parcalar yanyana gelince hala resmin tam degerini anlatamayan yanlis birlestirilmis bir puzzle tadi mevcuttu...

Sinemada ise bu iki DVD filmini mumla, hatta mumu birakin karanlikta el yordamiyla aratacak 1.5 film daha izledik.
Management, komedi de dram da olamamis, Steve Zahn’in salak halleri, Jennifer Aniston’in bir turlu ne ameliyati oldugunu cikaramadigim ama botox-uzeri bir sekilde guzel yuzunun ifadesini kaydirdigi ameliyatindan sonraki garip bakan surati ve hicbir yere gitmeyen diyaloglarla dolu, aptalca, gereksiz bir filmdi. 4 kisi gitmistik, burdaki sinemalarda antrakt olmadigi ve siranin en ortasinda oturdugumuz icin yarisinda cikamadik, ama film sonu kendimizi disari attigimizda film yuzunden eksilmis yasama sevincimizi artirip modumuzu duzeltmek icin Rose’s Cantina’ya ugrayip lezzetli margaritalarindan birer tane icmek farz oldu!

Ikinci filme nerden baslasam, nasil anlatsam bilemedim...Once sizi biriyle tanistirmak isterim!
Icimin derinliklerinde yasayan ve cok uzun fasilalarla basini disari uzatan sirtina hirka almis basini hafifce ortmus iyi niyetli ama muhafazakar bir komsu teyze var; ne zamandir gorusmemistik, bu film sagolsun, teyzeyle de gorusmus olduk! Bu teyze oyle her belalti muhabbette filan gorunmez ortalikta, hosgoru sahibidir. 2 yila yakin birlikte New York’da yasadik, Istanbul’da deli deli seyler gorduk, aylardir cilginligiyla meshur Amsterdam’da ikamet ediyoruz beraber, hic oyle ortaliga kendini attigini gormedim. Ama son filmle teyze resmen ayaga firladi!

Teyzecik oyle ota boka tepkili degil hic; ornegin bu ara ust uste yeni hikayelerini okudugum ve yarin bu film yazisinin kitap versiyonunda anlatacagim kahraman da cift kisilikli bir travesti dedektif, biz bayiliyoruz kendisine!
Yani diyecegim o ki yerinde edilen kufru de severim, ince mizahla verilince belalti geyigini de, yasamlarinin bazen toplumca zorlastirildigina inandigim icin belki de gereksiz yere onlar adina uzuldugum escinselligi secmis insanlari da...Gay arkadaslarim cok oldu, hayatta en sevdigim yazar Murathan Mungan, hepsini hep duyarli ve eglenceli buldum, Cemil Ipekci’nin varolusuyla degil, kendini muhafazakar escinsel ilan edisi ve bayaligiyla problemim var o kadar! Velhasil-i kelam, ne homofobik, ne muhafazakar, ne takintili; aksine insan sever, acik goruslu ve hosgorulu, bircok anlamda son derece liberal bir kadinim...ama bu filmi kaldiramadim!

Sacha Baron Cohen, 3 yil once Borat karakteriyle dunyalari yiktiginda da zerre ilgilenmemis, Kazakistan hukumetinin kendisine dava acmasini bile hafizamda belli bir yere oturtmamis, adami beynimin “iyy sevmiyorum boyle yavsak heriflerle absurd komedileri” kompartmaninda, Mr. Bean, Benny Hill, Recep Ivedik, i kiss u Mahir filan gibi isimlerin yanina kitleyip unutmustum. Daha sonra Madagascar’daki harikalar harikasi, I Like to Move It sarkisinin gurusu King Julien karakterini seslendirdigini duyunca bir nebze sempatim artti kendisine ama, o kadar...

Cumartesi akin akin insanin Bruno filmine girdigini, filmin imdb notunun 9.4 oldugunu filan gordugumde, Higgins de ya merak ettim gel bi bakalim diyince, Bruno’ya zar zor yer bulduk. Avusturyali agir gay bir moda programi sunucusunun, Milano Moda Haftasi’ndaki Prada defilesine yapiskanli bir kiyafetle gidip rezalet cikartmasi ve defilelerin on sirasindaki degismez kosesini kaybetmesi, roportajlari filan idare ederken, Cinli oglan cocugu sevgilisiyle abuk subuk fantazileri, Hollywood yolculugundaki garip sahneler ve son kertede ekranda devasa boyutlarla gorulen yakin cekim Bruno’yu zerre icim kaldirmadi. Konu gay omasi degil, fazla acik, fazla teshirci, fazla bayagi sahnelere sahip olmasiydi, sakin yanlis anlasilmasin! Uzun metraj film diye sinemalara alip yuzlerce adami - her nedense- siralara sokmuslar, ama bundan cok daha estetik gorunumlu homo/hetero seksuel porno sahneleri vardir eminim; ki onlar da tamamen kisisel tercihle aciktir tekli, ikili, toplumsal paylasima...
H.yi durtuklemek suretiyle ay nolur gidelim dayanamiycam dedim, ciktik. Bizim hirkali teyze de orda bas gosterdi zaten, neyse, onunla kendime de birer sade kahve ismarlayip sakinlestirdim kendisini...

Brokeback Mountain’in estetik oykusunde bile ortaligi inletmis yuksek derecede homofobik kitlelerin, Cohen’e nasil bir caprasik mizah anlayisiyla boyle kabullenmis bir begeni sunduklari konusu hala kafami kurcalarken, pazartesiyi bir sekil gecistirmeye calisiyorum...

Pek uzun bi post oldu, kitap kismini bilahare yazicam.
Operim, cekirdeksiz kirmizi karpuzlu lezzetli haftalar dilerim canlar :P

15 yorum:

  1. yani ne yalan söliim en çok burası hoşuma gitti "Operim, cekirdeksiz kirmizi karpuzlu lezzetli haftalar dilerim canlar :P "
    napim ama bayan Doolittle ben sinemaya gitmeyi film izlemeyi vakit kaybı olarak bellemişim. Bi giriyosun salona , çıkıyosun hooop hava kararmış, hayat bitmiş. Geçen gün heves ettim , öyle başlığı hoşuma giden 2 dvd aldım hala seyretcez. Geçen gün dediğim 2 ay oldu. Evde 300 tane dvd var aha 50 sini seyretmemişimdir. E neden aldın? almadım yahu , bi ara toplu korsan üretim yapıyorduk şirkette. Amazondan 10 kişi 2 şer tane film sipariş ediyorduk sonra bunlar çoğaltılıp 10 kişiye dağıtılıyordu. Hatta bizim Einsteinlar, Lotus ta veritabanı bile yazdılar, hangi film kimde ne zaman dönecek, istek vs .

    YanıtlaSil
  2. Karpuz kismi hos tabii sayin Uykusuz ama, en guzel karpuz bile guzel bir film karsisinda daha lezzetlenebilir derim...Bazi turleri sevmemek kabul, karanliktir/kalabaliktir sinema sevmemek bile cok anlamasam da ok ama, film sevmemek olmaz derim :)

    YanıtlaSil
  3. Mrs Doolittle azmettim, bak 10 dakika sonra seyretcem, herseyi hazırladım bile, hatta blogda bile yazarım Mrs Doolittle tehdit etti, zorrla seyrettirdi die

    YanıtlaSil
  4. Hahaha hadi bakalim :) Yalniz iyi bi film secseydin de bari?..

    YanıtlaSil
  5. Iyiki uyarmissin su son filmle ilgili olarak, gerci bana firsat kalmadan daha konusunu okuyunca benimkinin icindeki Osmanli erkegi ortaya cikar ve filme sokmazdi bizi. Bu arada utanarak soyluyorum ki geleli bir yil olmak uzere ve burada hiiicc sinemaya gitmedimmm!!!
    Ev sinemasi yapmaktan ona sira gelemedi bir turlu...Ya hani biz Coco Chanel'i izleyecektik bu arada? yaziyorum yapilacaklar listesine...

    YanıtlaSil
  6. tüh ben bruno iyi bişey olur diye bekliyodum ama gene de meraktan izlicem. onun filmi çıkmadan önce youtube'da tv programından klipleri vardı bruno karakterinin. bağnaz amerikalıları acaip kekliyodu çok komik diyaloglar oluyodu. filmden de öyle bişi beklerdim.

    o kadar uzun zamandır yeni bi film izlemiyorum ki sana şunu izle diye bişi öneremiyorum izlemişsindir hepsini. bu aralar ama farkettim ki vampir filmlerinde bi artış var sanki?

    YanıtlaSil
  7. Mugmela; izleyelim valla sinemada fransizca ama dutch altyazi diye kacirdik icimizde kaldi feci...

    Freud; izle tabii yine de, komik sahneler de var ama bana fazla geldi belki de mood'dan...Hakkaten de surekli bi vampir pompa durumu var, Meyer kitaplarindan olabilir tabii..

    YanıtlaSil
  8. efenim hersey guzel de neden karpuz cekirdeksiz ?

    genetigiyle oynanmis olma olasiligi bile beni rahatsiz ediyor :()

    YanıtlaSil
  9. Ooo Sn Jilet nerelerdeydiniz? :)
    Valla genetigiyle oynanmamis pek az sey kalmadi mi etrafta zaten? Pazar gunu burada cekirdeksiz bi karpuz yedim ve inanilmaz lezzetliydi, ondan..

    YanıtlaSil
  10. aman efenim gozunuzu seveyim, birakiniz oradaki cekirdeksiz karpuzlari, gerekirse burdan DHL ile derhal bi kargo cikartayim size!!!

    YanıtlaSil
  11. Hadi cabuk bekliyorum! Yanina da bi karisik kaset ;)

    YanıtlaSil
  12. başka bir ülkede sinemaya gitmek, dışarıda gezmek, tamamen yabancı insanların arasında bir şeyler içmek, benim içim sıkılıyor eski günlerim aklıma geliyor..

    YanıtlaSil
  13. Guzel duygular haklisin...En basta da ilik bir ozgurluk duygusu...ama geniz yakan ozlemlere de bulasmiyor diil arada, neredeysen geridekini ozluyosun bakma sen..

    YanıtlaSil
  14. Yasasin Brüno.. Yasasin 'politically correct' olmamanin dayanilmaz hafifligi..

    YanıtlaSil
  15. Yapma be popdater'im, political correctness manyagi diilim asla ama, bu da pek estetik yoksunu geldi yauuww

    YanıtlaSil