6 Ekim 2009 Salı

Yeşil Türbe

Müthiş havalı, 20 katlı bir plaza’dayız. Lobiye ilk girişte Herman Miller koltuklar, etkileyici isimler, değişik katlara konuşlanmış Morgan Stanley, Gucci gibi dünya markalarının yönetim ofislerinin adları dikkat çekiyor. Oysa genellikle içerideki geçiş turnikeleri arıza yapıyor, binanin girişindeki kafede ya kahve, ya portakal suyu bitmiş, kruvasanlar yağlı, meyveler pörsümüş oluyor. Herkesin akşamüstü acıkıp bir şeyler atıştırmak isteyeceği saatte de çat diye kapatıyorlar, ortada bir dolu tatlı bişeyi olan var mıığ? diye eşinen koca adam! Asansörlerin merkezi sisteminde bir bozukluk var, beklemeden binmek mümkün olmuyor.


Kendi ofisinizde geçirdiğiniz güzide zamanlar (bkz: İşkilli Büzük Yandan Dingil) ve toplantılarla (bkz: Bırakın Beniiğ!), hayatı cumayı beklemekle pazartesiyi geçirmek arasında bir yerlere hapsetmemek için pozitif enerji gurusu haline gelmeye çabalıyorsunuz.


Kafeteryaya giriyorsunuz, çesitler sıralanmış. Aslında görünürde bir salata büfesi, bir sandviç köşesi, bir sıcak yemek köşesi, içecekler ve ekmekler var ama, çorbaların biri hindistan cevizi, biri de sosislerin yüzdüğü sebzeli garip bir bulamaç. Ana yemek diye verilen tavukla risotto tecrübeyle sabit ki Allahlık, salata büfesinde dünkü yemeklerden kalanlarla yaratılmış müthiş füzyon çeşitler, mor lahanayla karıştırılmış makarna salatası, hardallı semizotu gibi garip formüller var. Bunca pırıltının içinde, yiyip yiyecek bir kase yoğurtla bir dilim kepek ekmeği alıp, kurumsal indirime rağmen markete göre 4.5 katı tutarındaki ücretini ödüyorsunuz, paşa paşa bir masaya oturuyorsunuz. Teselli ödülü olarak aldığınız ananas ve çileği de 1-2 saat sonra yenilmek üzere ofisteki buzdolabına itinayla yerleştiriyorsunuz.


Bu sırada geçen hafta pek heveslendiğiniz, buralara bile yazdığınız alışveriş maratonunu anımsıyorsunuz, doğru düzgün olan ürünlerin birinin bile dahil olmadığı, en abuk subuk ürünlerin indirimde olduğu ve insanların birbirini ezercesine almaya uğraştığı, uzaktan pek güzel görünümlü ama dokunup inceleyince berbat kumaşlı-berbat dikimli acayip kıyafetleri, daha tezgahta durduğu yerde topuğu eprimiş gibi görünen çizmeleri, yanlarında çiçek gibi duran, ama indirimden tabii ki zerre nasiplenmemiş İtalyan marka köşesini anımsayıp iç çekiyorsunuz...


İçinizden, “boşver yahu, yalan şeyler bunlar, hepsinin içi seni dışı beni yaksın da, içindeki hümanist kısım, ilişkiler içten/dolu/gerçek/sıcak/göründüğü gibi olsun, böylesine şükür" diyorsunuz. Tabii ofis yapmacıklığını buna dahil etmiyorsunuz, 1 kat dolusu insandan çok şanslıysanız 3-5 tanesiyle içten ilişkiler kurabileceğinizi öğrenecek kadar uzun çalışmışsınız. Geri kalanlar için İdarecilik101 dersinizle devam ediyorsunuz.


Gülümsüyorsunuz. Higgins ile mesajlaşıp gülümsemenize seviye atlatıyorsunuz.
Yine de her derde deva olanlardan, bayıldığınız bir deyimi anımsamadan edemiyorsunuz;

Dışından baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe!!








22 yorum:

  1. amanııın.. insanın aç olup ta yiyecek bişey bulumaması kadar kötü bişey yoktuuur.. hele bir de bulursun oda kötü olur.. eywah eywah allah düşanımın başına vermesin... içim sıkıldı daraldım bunaldım bir anda.. ben çıkıp biraz alışveriş yapıp bişeyler yiyim anca kendime gelirim..

    bu arada son cümle ne ööle yaaa..
    ilk defa duydum iyi mi..
    ulan LA bu kadar mı halktan uzak yaşanır yuhh bana beee..

    YanıtlaSil
  2. LA78ers; Ye gozum benim icin de ye..Ben de senin bana halka yakin diyen dillerini yirim ;) Laf super di mi?

    YanıtlaSil
  3. yaw elizam sen ne diyon tam benlikmiş bu söz yaa.. dur devamlı kullanılacak sözler lugatıma kaydedeyim hemen.. :P

    YanıtlaSil
  4. Kullanimi cok :) Boya kupunde pek tash olup sabah makyajsizken evlerden uzak hatun kismini, beyaz gomlegi trasli yuzuyle cillop ama eprimis pijamali trassiz tv karsisi adam kismini, fancy gorunen lezzetsiz yemekleri, aslinda hicbir sey konusulmayan "ciddi" gorunumlu toplantilari...uyarla uyarla soyle!

    YanıtlaSil
  5. Bana da bakarsan dağ oluyorum bakmazsan bağ :) bunun ne alakası var deme, içimden geldi :)

    YanıtlaSil
  6. ahahha süper bir sözmüşş. ilk defa duydum, bundan sonra kullanacağım sürekli :)

    YanıtlaSil
  7. Nora; Hahahahahaha hangimiz bakarsan bag bakmazsan dag olmuyoruz ki?! Yalan dunya!! ;)

    Allegra'nde; Ben buldukca yazicam buralara kuzum.

    YanıtlaSil
  8. laf süper yazı süper! başlığı görünce bursayla ilgili bişiler mi okucam acaba dedim birden =)

    YanıtlaSil
  9. Pinkcim, Bursa olsa Yesil Turbe, Ulu Cami, carsi ici iskender kebap (gluk gluk!), yazar da yazardim :)

    YanıtlaSil
  10. doğru dedin valla
    memleketim memleketim =) kebabına kurban:D

    YanıtlaSil
  11. Bizi halimize şükrettirmeyi hedefledin sen tamam :) Yapmacıklık, kotu yemek, asansör sorunsalı aynı ama en azından manavda, pazarda taze sebze meyve var.
    Deyime öldüm, hiç duymamıştım daha önce.

    YanıtlaSil
  12. Aslikoo; Aynen oyle! Nerdeysen napiyosan ona sukur! Sen cok bunalirsan manava, ben de fazla tepemi attirirlarsa en yakin coffee shop'a artik hahaha ;)

    YanıtlaSil
  13. valla acıdım şimdi, LA' e katılmamak mümkün mü, yiyecek bişi bulamamak allah korusun.
    Bendeniz balıkçı olduğumdan, ve haftasonları gece avlandığımdan yanımızda allah ne verdiyse götürürüz ancak en kötüsü susuzluk! Hiç bulamazsan bi balık atarsın odunun ustune pişirir yersin de susuzluk adamı bitiriyor.
    Avrupa benim damak zevkime hiiç uymuyor. Pariste 10 gün, döner patates yemiş adamım ben. Bi de arada midye patatiz ve şarap götürdüm anca o. Yenilmez ki.

    YanıtlaSil
  14. Yok be Uykusuzcum, bu kisirlik bizim kafeteryaya ozgu..Hollandalilarin zaten pek mutfagi yok. Ama ben fransiz mutfagi da, asya mutfagi da, italyan da severim. Hem burada Turk mutfagi da zebil..Oglen feci ama genelde ac diiliz yani uzulmeyin :)

    YanıtlaSil
  15. boğazımıdan geçmez bak :).
    İtalyan , Asya bayılırım da gerisini boşver. Ya bu İzmir ne garip bi yer. Koskoca İzmirde 2 Çin lokantası var ikisi de aynı firma ve eşşek gibi pahalı. Anca öğlen açık büfe 15 kaatmış ama kim gitçek şimdi taaa oraya. İstanbulda her köşebaşında var yahu, nedir yani

    YanıtlaSil
  16. Asya mutfaklarinda "all you can eat" cogu zaman en guzel deal oluyo...oglenle sinirlamasi aptalca tabii ama denemeye deger?

    YanıtlaSil
  17. hmm fransamın mutfağına laf söylettirmem.. ama sadece balık ve etten yapılanlara gerisi fasa fiso..

    bu arada uykusuz o kadar hindi döneri yedikten sonra bi daha hindi yememişsindir muhakkak..

    YanıtlaSil
  18. Bence de LAcigim, iyi bi antrekot yanina iyi bi kirmizi saraba kim hayir diyosa bana bi basvursun sohbet edicem!

    YanıtlaSil
  19. LA NASI nası nası bunu sölersin halbuki kendime ne kadar yakın hissetmiştim. Bilhassa et ve balıklarını yemiceksin fransızların iyk.
    Et döner et, bende hindi yicek göz var mı.

    YanıtlaSil
  20. hmmm ben 2000 yılında ayrıldım fransadan ve o dönem sağlık müdürlüğü dönerlerin et değil hindi olması zorunluluğunu getirmişti, gerçi tek tük bazıları yapıyordu kaçak maçak ama ben hiç denk gelmemiştim. onlarda zaten yunan işletmecilerindi kontrol edilmiyordu çok fazla.. valla şanslısın eğer ööleyse biz hep hindi yiyoduk.. :(

    YanıtlaSil
  21. Aaa bak hic bilmiyodum boyle bir regulasyonu...Burada da her kosede bir doner company var.

    YanıtlaSil
  22. 2000 veya 2001 di, neydi meydanın ismi valla unuttum bak, ufacık bi Türk büfesiydi, ve et dönerdi. Hatta yanında koskoca bi tabak patates cipsi vermişlerdi , oha olmuştum, pek hoşuma gitmişti

    YanıtlaSil