21 Kasım 2009 Cumartesi

Dostluk ve Lady Z.

Son liste yazısının ara nağmelerinde can dost Z.nin cool chic Yves Saint Laurent çantasından brunch sırasında çıkardığı Aunt Jemima Syrup şişesinin tatlı karşıtlığını anlatmış, sevgili Eva'dan da, her eve lazım böyle arkadaş diyerekten ben bir Z yazısı istiyorum diye sipariş almıştım. Hem Eva'nın isteği başım üstüne, hem de Z gerçekten öyle az bulunur, nev-i şahsına münhasır bir özel kadın ki, bekletmeden yazayım istedim...

Z benim şu koşa koşa geçen, arkadaşlıkları püfür püfür savuran bol poyrazlı dünyadaki en iyi dostlarımdan biridir. Best friend yapışmalarından oldum olası hoşlanmam. İnsanın çok arkadaşı, az dostu olabileceğini, ender rastlanır gerçek dostlukların her birinin de ayrı keyifler içerdiğini düşünürüm. 30 yıllık ömrümde en az 10 tane, hayat bizi nereye savurursa savursun galip gelen dostluk edinebildiğim için de, bu insanların hepsinden ayrı yönleriyle beslenebildiğim için de, kendimi güçlü ve şanslı sayarım.
Dostlukların nicelikle değil nitelikle ölçülmesini severim. Araya kaç gün, kaç ay girerse girsin sanki dün akşam muhabbeti bıraktığın yerdenmiş gibi, aynı sıcaklık, aynı doğallıkla devam edebilmektir dostluk benim için...Sitem denen o beyhude, aptalca olguya hiç yer bırakmamaktır. Özlemin de sevdaya dahil olabildiğini yaşatandır...Z de aynen öyle dostlardandır.

Üniversitede tanışıp dost olduğumuz Z ile okulun son 2 yılında özellikle, yapışıp ayrılamadık. Ben doğduğum şehirde okuduğumdan aile yanında ikametteydim, o ise farklı bir şehirdeydi ve okul kampüsü içinde kendi evi vardı. Sınav dönemlerinde kampa kapanıp çalışmak, sınav çevresi zamanlarda deliler gibi gezmek derken, onun evine bavulları alıp yerleştiğim dönemler çok oldu. Hem peşimizden kovalayan var gibi gezip, kocaman bir arkadaş çevresinde dolu dolu sosyalleşip, hem de honor degree'ler ala ala geçtik sınavları. Dersi derste öğrenmenin insana acaip zaman kazandırdığını çoktan keşfetmiştik, ve en önde oturup full konsantre dinlenen ders sonrası kalan boş zamanların muhteşem olanaklarından da tepe tepe faydalanmaktaydık. Tatlı yeme konusundaki eşiğiyle beni her daim dumurlara uğratan Z, hele de sınav dönemi, 2 nutellalı waffle üstüne 5 Ülker kırmızı gofret gömer, hala bana mısın demez, karşısında çok sevmeme rağmen tek waffle üstüne içi bayılmış böğğk diye aptal aptal bakan bendenize gülerdi. Bu tatlı potansiyeline karşılık, sportmen Billy ve doğuştan fit olan kadınlardan olduğu için de 1.80'e yakın boylu, incecik, taş gibi kadındı, 2 çocuktan sonra hala da öyle...

Okulun son yılı New York'a master'a gidicez birlikte diye söz verdik birbirimize..Kümülatifler zaten iyiydi, benim akademik kayıtlarım Znin de biraz üstündeydi, GMAT denen o sevimsiz sınava girdik. TOEFL gibi ama ağır matematik ve çok sağlam ingilizce isteyen bu sınav her MBA yapmak isteyen öğrencinin karın ağrısıdır. Sınav bitiminde de, notun otomatik görünür. Benim amaçladığım okullar o zamanın sistemiyle 580-600 civarı yüksek GMAT istiyordu, çok şükür şansım da yaver gitti, sınava da rahat girdim, 650 ile çıktım. Amerikan Elçiliği'nden çıkarken baktım Z'nin tatlı yüzü biraz asık. İyi diilmiş notu...Ben kendi sınavıma sevinemeden ona sarıldım, o kendi sınavını sallayıp bana sevindi, içmeye gittik. Korkarak sordum; "New York?"..."Gidicez tabii ki" diye yanıtladı, "birbirimize söz verdik. Sen okuluna gidiceksin, bana da koca NY'da iş mi yok yahu?!"...Saygı ve sevgi dolu rahatlama çığlığım bugün bile kulağımdadır.

Gittik. O çok da keyifli bir tekstil işi buldu, ben okula başladım. İkimiz de okula/işe yakın olmak istediğimiz için farklı evler tutmaya karar verdik, ama önce ben gidip evime yerleştim, o ardımdan gelip iş ve ev bakınırken 3 ay benimle kaldı. Ankara'dan sonra NY'u da rengarenk boyadık...Sonra ilk yılın sonunda Istanbul tatili sırasında şimdiki tatlı eşi E. ile tanıştı, aşık oldu...Gitmeler kalmalar arasında bocalayan bir halde NY'a dönüp işe devam ettiğinin ilk günü de 11 Eylül kabusu yaşandı. İşyeri kapandı. Aradığı bahane buydu, dönmeye karar verdi. E. hala güler "BinLaden sağolsun koca dünyada en çok bana iyilik etti" diye :)
Ben 1 yıl daha kalıp döndüm, Ankara dar gelir diye Istanbul'a yerleştim, o evlendi, benim ardımdan benim yaşadığım siteye taşındılar ailecek...Binlerce keyif yaşaya yaşaya bugünlere geldik.

Z, chef'lik düzeyinde mükemmel yemekler ve pastalar kekler yapan bir kadın. Bu becerisini son yıllarda kurduğu bir catering organizasyon işine de dönüştürdü. Her daim bakımlı ve hep incecik. Biri 4.5 yaşında, biri 3 aylık 2 tatlı kızı var. Hem fashionista, hem perfect housewife, hem spor böceği. Her şeyi sonuna kadar yapmaya devam ediyor. Şaşırınca Kemal Sunal'vari bir ağzı açık kalışla şaşırıyor, gezince poposuna motor takılmış bir hevesli liseli gibi geziyor, ihtiyaç duyduğumda kağnısını geceden geceden süren bir elif fedakarlığıyla yanıma koşuyor. Z dört yapraklı bir yonca, yaşamımın yapıtaşlarından biri olarak iyi ki hep bıraktığımız yerde duruyor!


G.Klimt - Women Friends- 1916

10 yorum:

  1. Ay film gibi, bir solukta okudum. Ne mutlu size, allah ayırmasın.

    YanıtlaSil
  2. Z.'yi de dostluğunuzu da çok sevdim. Çok güzel yazmışsın, içim gitti okurken. Beni kırmayıp Z'yi anlattığın için teşekkür ederim. İyi ki varsın, iyi ki Z'de var:)

    YanıtlaSil
  3. anlatım her zamanki gibi, okumayı zor beceren ve sıkılan birine dahi okutturuyor. Mutlaka kitaplaştırmak lazım bu yazdıklarını.
    Merak ettiğim şey, yahu ben bekarken nerdeydi bu hatunlar :))
    Doolittle hanım ben Z yi de pek sevdim

    YanıtlaSil
  4. Asli;
    Amin kuzucum, dostlar basina :)

    Eva;
    Rica ederim, sen de iyi ki varsin :)

    Uykusuz;
    Insallah kitaplasir bi gun :) Bu hatunlar illa ki etraflardaydi ama, simdi baktigin gozle, simdiki anlayisinla, simdiki arayisinla mi bakiyodun ki etrafa acaba?

    Tuku;
    Kiskanmaaa ;)

    YanıtlaSil
  5. Yaaa Doolittle hanımcım, hemen parnak bastınız, hiç bakmamışım ki

    YanıtlaSil
  6. Çok doğru, ve çok hoş anlatmışsın canoşum Z.mi...
    Bence, hem öğrencim olmuş olup; hem de yıllar boyunca hoca-öğrenci saygısını koruyarak ve asla değiştirmeden hiç; aynı zamanda benim de , senin dışında; çok yakın- çok eşit- çok sevgi dolu bir karşılıklı dostluğu kurup-sürdürebildiğimizi de eklemeliydin tatlım!. Bir yandan da , hep "doğurmadığım kızım" diyebildiğim iki kişiden biri olup; buna karşın, hiç bir zaman, yakınlığımızı "take-it-for-granted" almayan ve hep emek veren özelliğini de belirterek tabii!
    Canlarımsınız benim!!!

    YanıtlaSil
  7. Gustav Klimt hayraniyim. Butun resimlerini taniyorum. Henuz muzeye gidip yakindan goremedim resimleri.

    Yaziyi okuyamadim ama yakinda okuyacagim.

    YanıtlaSil
  8. Aycos;
    Sen de cansin! Ogretmenler gunun kutlu olsun en buyuk ogretmenim...

    Black Pearl;
    Ben de cok severim. H.nin bana ilk armagani da Klimt'in The Kiss'inin ufak heykel-biblo versiyonuydu :)

    YanıtlaSil
  9. seni seviyorum miniğim..

    YanıtlaSil