29 Ocak 2010 Cuma

Gönülçelen

Gönülçelen benim nezdimde, icinde hem sabirsiz, muzip bir yaramazlik, hem kuvvetli cekicilik bulunan, pek janjanli, pek sevimli sozcuklerdendir, bayilirim! Cumaya da, kış güneşine de, med-cezirli ruh hallerine de, bazen size, bazen bana da pek yakisir...

Dün, tek romani Catcher In The Rye'in tum dunyada yaptigi milyonlarca baski ile taninip cok sevilmis, egzantrik, munzevi, "gönülçelen" yazar Jerome David Salinger ölmüş. Hayatima cumleleriyle inceden pek guzel degmisti, huzur icinde uyusun...
91 yasindaki, mahremiyetine inanilmaz duskun, basin karsisina asla planli bir sekilde cikmayan bu efsanevi yazarla ilk "tanismam", ortaokul yillarinda bu ilk ve tek romanini okumamla olmustu. Roman, Turkce'ye o yillarda Adnan Berk tarafindan "Gönülçelen" ismiyle cevrilip Can Yayinlari'nca basilmisti. Daha sonraki, YKY tarafindan basimi, Coskun Yerli tarafindan cevirisi yapilan "Cavdar Tarlasinda Cocuklar" versiyonunun dili, okurlarca daha cok tutulsa da, sadece ismiyle bile, ilk ceviri daha cekici ve akilda kalici geldi bana her zaman...
Kitapta, sorunlu, tembel, haylaz, rahatsiz bir karakter olan, ancak fikirleri, kizkardesi Phoebe'yle iliskisi ve yapmacikligin her turlusune nefretini de iceren nuktedan tespitleriyle gönüllerimizi de çelen ergen Holden Caulfield'in egzantrik bulusmalarla dolu yolculugu anlatilmisti. Boylece ben de yasantimin ilk "Anti-Kahraman"iyla tanismistim. Minnakligimin "He-Man iyidir, Iskeletor kotudur, Orko da salagin tekidir" basitligindeki karakter yapilandirmasina ilk karmasa tohumlari atilmaya baslanmisti boylece, pek sevmistim! O gun bugundur de, bir yazar icin ideal bir anti-kahraman yaratip okur-izleyiciye sevdirebilmeyi, ideal bir kahraman yaratmaktan da daha mesakkatli ve derin bulurum.

Sinema ve edebiyat dunyasinda anti-kahramanlar oldukca boldur ve kotu-adamlardan farklidir. Tamamen bizi sinirlendirmek ve karaktere yabancilastirmak icin itinayla cirkinlestirilen "kotu"lerin aksine, anti-kahramanlar ne kadar yabanil, karanlik ya da pespaye olurlarsa olsunlar, kendileriyle ozdeslesecegimiz bazi cekici yonleri, keskin bir mizah anlayisini, muthis bir karizmayi, insanlik geneline dusman da olsalar yumusak karinlari olan ve bizimle duygusal baglantilarini o yan karakter ustunden kurduklari bir sevgili ya da aile uyeleri, bugunku hallerini mesrulastirmak adina cocuklukta yasadiklari bir travmalari bulunur cogunlukla...Bu anlamda, olumsuz nitelikleriyle beraber, illa ki o nitelikleri perdeleyecek albenileri de olan bas kahramanlar olarak hayatimiza girerler...

Babalarin babasi Don Corleone'ye, ilk kusak Brando iken de, ikinci kusak Pacino iken de acimasiz mafyanin arka planindaki sicak Sicilya tiplemeleri, iliskiler ve muhtesem bir karizma bileskesi ile muthis sadik bir hayranlik duymamizi; Leon'un Matilda'yi sahiplenisi ve elinde tasidigi abuk bitkiye bagliligi bizim acimasiz bir tetikciye hungur kiyamet aglamamizi, "bunu da yarin dusunurum"cu, bencil, simarik, fettan Scarlett O Hara'yla bile ozdeslesecek bir seyler bulmamizi saglayabilmistir bu olgu.

Neticede biliriz ki, hepimizin kusurlari, yumusak karinlari, sancilari, eksiklikleri vardir. Tamamiyla mukemmel, ayni anda hem guzel hem seksi hem iyi hem akilli hem basarili hem yardimsever hem hem hem...kahramanlarin insanda uyandirdigi hafif yabancilasma ve rahatsizlik hissine inat, kusurlari da olabilen kahramanlari sevmek daha kolay, daha icten, daha bizdendir. Bilincin bu ayrimlari cok da net yapamadigi cocukluk yillarinda bile, "gercek olamayacak kadar minnettar" Pollyanna'dansa, yine cici, seker, akilli ama ayni zamanda haylaz ve komik Pippi'yi, Pitircik'la tayfasini tercih eder bunyeler el yordamiyla...

Tum olay orgusunu kimsenin gercek kotu ya da puruzsuzce iyi olamadigi sekilde catilayan, dizinin kotucul mihenk tasi Ben'in bile sirtini sivazlayasimiz gelecek sekilde kurgulandigi, bu anlamda flashback-flashforward-zaman kaymasi olgularini genelde, kahramanlarla kurdugumuz sevgi-nefret iliskisini beslemek uzere yapan kult dizi Lost'un son sezonu sali aksami basliyor. Televizyon tarihinin bu anlamda en ozenli yazilip cekilen dizisinin, en opulesi gamzeli anti-kahramaninin adini anmamak olmaz tabii!
Gelgelelim "bizim cocuk" Sawyer, vurdu, kirdi, ilac caldi, kac kisiyi oldurdu, cumle aleme taktigi lakaplarla insanlari delirtti, ancak kabul etmeli, butun bunlara ragmen, "her seyi bikbikbik dogru yapan" Doktor'dan da, adanin diger yakisiklilarindan da daha cok sevildi. Gercekciydi, inanilmaz yakisikliydi, komikti, kalkanini kaldirdiginda Kate'e, son sezonda Juliette'e pek guzel bakiyordu, simdiki katiligina birak teselliyi, basli basina anlam katmak uzere pek ozenli kurgulanarak bize gosterilmis bir cocukluk gecirmisti.
Bunlar yetmezmis gibi, okyanusun orta yerindeki adada bir kutuphane varmiscasina, surekli okumakta; internette, onun okuduklarinin dizinin esrariyla iliskisini arastiran ve sasilasi derecede de bulan insanlarla dolu "Sawyer Kitap Kulupleri"ne onculuk etmekte, edebiyat sever bunyelerimizi bir defa daha ateslere atmaktaydi. Oyle ki bence bu haliyle, sahilde guneslendigi hallerinden bile daha cekiciydi. (Okuyan adam seksidir!)


Insan onun resimlerine bakiyor ve ne hikmetse diline J.D.Salinger hayrani Teoman'in en sevildik melodilerinden biri takiliyordu.

gönülçelen gönülçelen, aynı anda utanmadan
hem kırıcı hem kırılgan, yordun beni gönülçelen


gönülçelen gönülçelen, biraz gerçek biraz yalan
hem yarabandım hem yaram. Bitsin artık gönülçelen...

46 yorum:

  1. ulan okumaya başladığım gün verdi babam elime kitabı o günden bu yana bırakamadım.. way anasına yaa demekki numaramız fiziğimizde değil elimizdeki kitaptaymış... desene spora, elbiseye, aksesuara, bakıma dünya kadar para harcamamız boşunaymış.. çantadaki kitap yetiyormuş.. :))

    YanıtlaSil
  2. Eliza
    normale alerjim olduğundan anti-kahramanlara, kötü gösterilen iyilere, kitap okuyan adamlara, keskin mizah anlayışına düşkünlüğüm var
    Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabına bayılırım, Sawyerı üstü çıplak daha çok severim

    Kırıklarını aldırdım kalbimin
    Zırhımı çıkarttım astım portmantoya
    Güzel vücutlar boş suratlar
    Benimse yenmiş tırnaklarım
    Titrek ellerim var
    lalalla laaaaaaaa

    YanıtlaSil
  3. Onu bunu bilmem de ben bu Sawyer'ı görünce nefes almayı unutuyorum sanki :D

    YanıtlaSil
  4. "He-Man iyidir, Iskeletor kotudur, Orko da salagin tekidir" ahahahaha

    anti-hero kavramını çok güzel anlatmışsın elizacan. catcher in the rye da en sevdiğim kitaplardan biridir hala.

    "gerçek olamayacak kadar minnettar" çok güzel bi betimleme olmuş ya hakkaten ne bayardı o pollyanna. ama en fenası "çocuk kalbi"ydi. öğk.

    sawyer ohş.

    YanıtlaSil
  5. ben "çavdar tarlasında çocuklar"ı okudum, bu başlığı benimsedim ve gönülçelen olarak çevrilmesi çok komik gelmişti bugüne dek. yazın beni ikna etti gönülçelen de olabilirmiş diyorum şimdi. demek salinger ölmüş, gönülçelenlerin başı sağolsun..

    YanıtlaSil
  6. Sallinger'ı ben de çok severim, kendisi Kurt vonnegut gibi savaşta mental olarak zarar görmüş bir yazardır, bence anti-kahraman portrelerini bu yüzden sever 2 yazarda. Sallinger2ın "Dokuz Öykü" adlı kitabındaki savaştan dönen ağır sübyancı gazi aslında kendisidir, seymour glass'tı sanırım ismi. Herşeyi iyi hoş bu yazarın en sevmediğim yönü sübyancılığıdır. ölünün arkasından da konuşulmaz. Allah rahmet eğlesin, çavdar tarlası boş kaldı valla.

    YanıtlaSil
  7. LA78ers;
    Ah canim Ankaralim benim. Bakimli, yakisikli, aksesuarli, ayni zamanda kulturlu adamim diyip, bunu da negzel paketlemissin, aferim aferim :)
    Saka maka ya biri ya oteki seklinde bi ikilikten degil, bakimli/hos/caliskan adamin entellektualitesi bileskesinden bahsediyosak, oh yes he's the best! (Higgins de iyi okuuuur :)))

    YanıtlaSil
  8. Pelin;

    Evet aynen..Dedigim gibi, ozdeslesilmesi daha olasi, ulasilmasi daha mumkun olan kahraman olsun, bizim olsun :) Sawyer'da ideal sahne, ustu ciplakken okuyup, son 2 sezonun gerzek gozlugunu de cikarmasi olacak!

    YanıtlaSil
  9. Eva;

    Gamzesine kurbaaann :) heheheh

    YanıtlaSil
  10. Freud;

    En ince kisimlari keskin gozlerinle yakalamissin bebeyim ;) Hem de sinav arasinda, merci merci :)
    Cocuk kalbi'ne ben de pek katlanamamistim. Ama Seker Portakali'nda az daha boguluyodum aglamaktan, o guzeldi bak..

    YanıtlaSil
  11. Altin olan her sey parlamaz;

    Simdi yukaridaki yorumda konuda uzmanlasan Freud Hanimefendi dururken ben cok ahkam kesmeyeyim ama, psikolojide Primacy Effect (oncelik etkisi?) diye bir sey var. Ilk izlenimlerin olasi kuvveti, algilarimiz uzerindeki gucu gercekten fazla. Senin cavdar, benim Gonulcelen versiyonlarini sevmemizde, ilk okudugumuz hallerinin bunlar olmasi bile basli basina etkendir bence? Ama o alginda boyle bir "hmm anladiiiim" etkisi yarattiysam ne mutlu ;)

    YanıtlaSil
  12. Nora;

    Ben bu hic de sevilmeyesi yonune hic rastlamamisim, inan ilk kez duydum, gercekten de sevmedim. Benim kalbimde Gonulcelen'le sabitlenerek vefat etti, desmeyeyim en iyisi ;)

    YanıtlaSil
  13. beni kınamayın...
    okumadım ben bu abiyi...
    temem kınayın:)
    teksas tommiks felan okuyodum o zamanlar ben abi.
    vazgeçtim kınamayın.

    lakin anti-kahramanlar analizi müthiş hakkaten eliza.
    birinci sınıf.
    ki büyüyünce anti-kahraman olucam diyen bi oğlanım ben.

    iyi analım kısmısına gelincek.
    bu karmaşık bi konu be eliza.
    polanski...
    maykıl...
    da vinci...
    michelangelo...
    ay aklıma gelmedi bu liste uzar bitmez onu biliorum ama.

    bir sanatcıdan sıradan bi ahlak anlayışı bekleyemezsiniz diyen allen abiyi mi tikkate alsak...
    bu bir sapıklık mı desek...
    benim sapığım iyidir mi desek...
    sapıklık ne demek...
    bilemedim.

    soon-yi ablanın kulakları çınlasın en iyisi...
    kapatalım hakkaten bu bahsi.

    YanıtlaSil
  14. Absalomcum;

    Kinar miyim ayoool, anti-kahraman analizimi bunca sevmisken?! Cok tesekkurler :)

    Hem kac kusak teksas tommiksle buyumus, o da ayri ekoldur bakma seeen...

    Iyi anmak..dedigin gibi "controversial" (Ajda Pekkan oldum ulen, nedir bunun tam Turkcesi?! Tartismali?...)
    Kime sapik neye sapik, hafiften "sapkin" olmadan kusaklari etkileyecek eser birakilir mi vs vs..

    Bugunlerde Anais Nin'in gunceleri, Henry & June'u okuyorum kitabi sahaflarda bulup bana ulastiran Banyosuyum sagolsun, ayni hesap. Muthis yetenek Nin ile deha Henry Miller'in ve karisi June'un uclu asklari. Sapik diyen cikar mi desen ohhhooo, ama edebi degeri olculemiyor bazi cevrelerde..sanatta bu islerin tam tabiri zor azizim...gel biz cayimizi demleyelim?

    YanıtlaSil
  15. yazıcak bişi bulamadım şöle ki;
    La im sen benim yerime her zaman konuşabilirsin, hay bravo,
    i am not your freud, diğer tarafı yakalmış, aynı kuşaktan olunca süper oluo bu olay,
    Ah abşalom ben deeee, o tommiksler sayesinde ilk benim elmam kızarmıştı ama

    YanıtlaSil
  16. ahhahaaa
    temem normal insanlar gibi...
    çay içip tv seyredelim.

    YanıtlaSil
  17. Decisions;
    Istanbullu, nasil gecti bugun? :)
    LA'ini begenmis yine en cok bizimki, bi de Absalom'u. Erkek dayanismasi mi acebaaa hihihihi ;)


    Absalom;

    "Oyleymisiz gibi sanki" di mi?
    Hahahahahayyy
    Ya da salla, cay may bosver, tirbusonu verir misin?
    Ne de olsa cuma aksamustu olduuuuu

    YanıtlaSil
  18. Eliza'm nasıl buldun Anais Nin'i? Bitirince filmini de izle :)

    YanıtlaSil
  19. İlgiyle, beğeniyle okudum yine bu denemeni Lizzy'cim..
    Ayrıca yine koltuklarım kabardı vallahi:-)) By the way, "primacy effect" (öncelik etkisi) olgusunun yanı sıra, burada bir de Sosyal Psikolojideki, "perseverance effect" var. İnsanların bir kez, birşeyi öğrendikten; belledikten; ya da inandıktan sonra, aksi kanıtlansa bile, bellek sistemlerinde kolay kolay değiştirme yapamamaları ve ilk duyguyu değiştirememeleri olgusu olarak tanımlanabilen etki yani.
    Severim seni psikolog çocuğu! Bi mutlu oluyorum ki, sorma gitsin keyfime! Ahh ahh, şu benim öğrencilerimin tümü de de bu denli iyi özümleseler tüm bilgilerini, kariyer yaşamımdan hiç gözü açık gitmezdim vallahi:-))

    ...Ayrıca sen hep, her zaman müthişş bi "gönülçelen"sin bence pembe çiçeğim!
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
  20. Noracan;

    Valla açık söyleyeyim, ahlaki boyutundan tamamen ve 100% ayrı olarak, edebi anlamda bazı kısımları fazla tekrar ve monoton geldi bana. Bazı yerleri, betimlemeleriyse müthiş etkileyici. Sanırım, genelde edebiyat uyarlamalarını ender olarak başarılı bulsam da, bu kitabın "görsellik katılmış" versiyonunu izlemek hoşuma gidecek...Sen ne dersin?

    YanıtlaSil
  21. Annemcanım;

    Teşekkür ederim kuzum, sana bu duyguları vermek muhteşem bir duygu. Can psikoloğum, dostçuğum...

    YanıtlaSil
  22. Ya ben onun o okuyan halini yerim yerim :) Bakmalara doyamam, gönülçelen olasım gelir, çimlerde yuvarlanasım gelir :)
    Sawyer ne kadar gerçekti o doktor uyuzu ise bahsettiğin bay doğru. Sadece tipinden değil inan o bay doğru modundan mütevellit sevmedim o doktoru. Bak adını bile unutmuşum.
    Sawyer, pick me, love me, choose me :)))
    Kendimi sivilceli ergenler gibi hissettim, sağol Eliza, doğru yerime dokundun :)

    YanıtlaSil
  23. yazıyı okumadan önce görsele takıldım takılmaz olaydım :D gördükten sonra yazıyı okusam da bir türlü konsantre olamadım.elizaam naptın sen, konulur mu o resim oraya yahuu:))

    haa bir de adam dediğin kitap okusun canımı yesin :))(okuyan adam seksidir belirtmesine ithafen)

    YanıtlaSil
  24. İstanbul yağmurlu ve soğuk, yeterli mi;)

    YanıtlaSil
  25. Aslııı;

    Kate olası geliyo insanın yahu daha ne olsun?! Az kaldı kavuşuyoruz yavruya..;)

    PsikopatFare;

    Hehehehe konsantrasyon sıfırrr, ben bazen en analitik esrar çözen halimden fırt diye 15 yaşa dönüyorum izlerken bunun yüzünden, başa sarmam gerekiyo ondan sonra :)

    Decisions;

    Olsun beee, güzeldir yine de, keyfine bak :)

    YanıtlaSil
  26. Yazini okurken benzer seyler hissetmis oldugumu hatirladim. Ne güzel yazmissin. Bir Holden Caulfield, bir de Sue Ellen Ewing o zamanlar karmasik karakterler diye bir sey olabilecegini göstermislerdi bana..

    Umarim Lost'un son sezonunda Sawyer'i Catcher in the Rye'i okurken görürüz..

    YanıtlaSil
  27. Emrahcim;
    Cocuk edebiyatina ilk yetiskin adimlari bunlar belki de, karakterler uzerinden :) Aslinda muhtemelen cocuklugun yildiz yazari Enid Blyton da yapiyodu bunu ama biz farkinda diildik ;)
    Sawyer okusun yeter :)

    YanıtlaSil
  28. daldan dala super bir anti-kahraman antolojisi olmuş! ben de merak ederim hep; neden anti-kahramanların çizgi romanı olmaz. ya da olur da ben mi bilmem?

    YanıtlaSil
  29. Mehmet;
    Tesekkurler :)
    Haklisin cizgi romanlar daha cok kahramanlara ayrilmistir di mi?! Azcik yetenek olsa ben cizerdim ama, sozcuklere gelince yerinde duramayan kalemim, cizimlerde cop adamin otesine gecemiyor maalesef!

    YanıtlaSil
  30. Salinger'ın Türkçe yayınlanan tüm eserlerini okudum ve hiçbirisinde sübyancı bir alt metne rastlayamadım. Kaçırdığım nedir, hangi öyküsünün hangi satırına hangi gözle bakmam gerektiğini dahi bilmiyorum. "Ağzım mağara gibi açıldı" derecesinde şaşkınım şu an. Salinger ve sübyancılık... Birisinin beni bu konuda florasan şiddetinde aydınlatması gerekiyor.

    YanıtlaSil
  31. DDarko, nine stories'de a perfect day for bananafish öyküsü sana yardımcı olacak, aydınlanmanı sağlayacaktır :)

    YanıtlaSil
  32. DDarko;
    Ben de pek sasirmis ve hatta Nora'nin sana cevabinda soyledigi oykuyu de okumak istememistim.

    YanıtlaSil
  33. Merak içinde, "tekrar" okuyorum şimdi. Hem onu hem de "Esme İçin - Sevgi ve Sefaletle"yi.

    YanıtlaSil
  34. Yahu ben o öykülerden ne öyle bir anlam çıkardım, ne de öyle bir anlam çıkaranı duydum. Şimdi merak içinde tekrar okuyacağım. Bu işin sonunda saçımızı başımızı yolacağız gibime geliyor. Haydi bakalım :)

    YanıtlaSil
  35. DDarko :) Ölenin arkasından konuşulmaz zaten, naptıysa kendine, short story dersinde incelemiştik biz öyküsünü, baya bi expression vardı, rahatsız edici bir öyküydü, aman neyse işte, severdim ben de Sallinger'ı, belki bu dedikodular münzevi hayatı yüzünden ortaya çıkmıştır, bilemicem.

    YanıtlaSil
  36. Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'ü okudum şimdi. Sübyancı olduğu düşüncesine nereden kapılmalıyım, anlamadım. Seymour, Sybil'ın ıslak ayağının üst kısmını öpüyor ya, oradan mı? Eğer öyleyse bence bu birisini "sübyancı" diye yaftalamak için çok ama çok basit bir neden.

    YanıtlaSil
  37. "Esme İçin Sevgi ve Sefaletle"de de bulamadım bir şeyler. Zaten bir şüphem yoktu da karakterlerden birisi küçük bir kız olduğu için tekrar gözden geçirmek istedim. Dediğim gibi bir şey bulamadım. Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'de de bir şeyler bulamadım. Ama ben çok rahatsız oldum Salinger'la ilgili bu etiketten. Çıkaramadım öyle bir anlam ve merak ediyorum Salinger'ın sübyancı olduğunu düşünen başkaları da var mı diye. Bu haftaki takıntım budur. Genel kültürüne güvendiğim kişilere ve yaşayan Salinger çevirmenleri Sevin Okyay ile Ömer Madra'ya danışacağım bu konuda.

    YanıtlaSil
  38. ddarko;
    Sahiplenisini sevdim. Konuyla ilgili bulgun olursa paylasir misin?

    YanıtlaSil
  39. Elbette paylaşırım.

    YanıtlaSil
  40. Danıştığım iki gazeteci arkadaştan birisi kaşlarını çattı ve ilk defa böyle bir şey duyduğunu söyledi. Okuduğu hiçbir Salinger metninde, özellikle de Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'de böyle bir alt metine rastladığını hatırlamadığını belirtti. Diğeri de böyle bir iddianın asılsız olduğunu belirtti. Çünkü Salinger'ın röportaj verdiği dönemlerde yaptığı bir söyleşide, "Benim en iyi arkadaşım çocuklardır. Hatta onlar benim tek arkadaşlarımdır" dediğini söyledi. Kaldı ki Salinger'la ilgili okuduğu hiçbir yabancı kaynakta böyle bir iddiaya rastlayamadığının altını çizdi.

    Genel kültürüne güvendiğim, saygı duyduğum, yazdıklarını severek ve ilgiyle takip ettiğim iki arkadaştan birisi "Hayatı böylesine geride yaşayan bir adamın özellikle öykülerinde kendisini dış dünyaya vermesi çok beklenen bir şey olsa da bana anlamsız geliyor. Salinger sübyancı olsaydı bile bunu öykülerinden anlayamamamız daha doğal olurdu." dedi. Diğeri de ilk defa böyle bir şey duyduğunu söyleyerek Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'ü tekrar okudu ve herhangi bir imayla karşılaşamadığını belirtti.

    Ömer Madra'ya nasıl ulaşacağımı araştırmadım. Sevin Okyay'a ulaşamadım. Çünkü onunla yüz yüze iletişime geçmemi sağlayacak eski bir asistanı pazar gününe kadar şehir dışındaydı. Önümüzdeki hafta ortasında ulaşabileceğimi umuyorum.

    YanıtlaSil
  41. Ddarko;
    Gunaydin:)
    Belki de boyle bir ihtimalin varligini, rahatsiz edici olsa da- ki insallah yoktur zaten-, geride birakip geride kalan guzelim oykulerle tek romana kapilinmali..Ben hem sakli kalmayi seven sanatcilar icin her turlu kotuleme pisliginin masumiyetlerine ragmen yaplabildigine, ancak bazi durumlarda da ates olmayan yerden duman cikmadigina inaniyorum. Gerisi de yasayanin ve yasananin insafina kaliyor. Okuyalim, guzelleselim derim..

    YanıtlaSil
  42. Ben Salinger ve sübyancılık konusunda ortalıkta bir ateş olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kime danıştıysam ilk defa böyle bir iddiayla karşılaştıklarını söylediler. Nora, sınıf arkadaşları ya da o dersin hocası, o iddiayı ortaya kim attıysa artık, okuduklarını yanlış yorumladıklarını düşünüyorum.

    Bir de siz okuyun, siz değerlendirin Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'ü :) Gerçekten, sizin ne düşüneceğinizi ve nasıl yorumlayacağınızı merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  43. Ddarko;
    Tamam, ilk firsatta :)

    YanıtlaSil
  44. Ddarko : ) Bütün sınıf eğilimliydik evet, karakterde kendi duygularımızı açığa çıkarttık :)
    Bir gün eğer üşenmezsem Muz Balığı için mükemmel bir gün'ün okumasını sana yaparım.

    YanıtlaSil
  45. Nora;
    Sevinirim, gerçekten. Yoksa bu gidişle saçını başını yolacağım senin ahahaha :)

    YanıtlaSil
  46. Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün'ün okuması için aylardır ara ara bakıp duruyorum ama...

    Ben hala asılsız bir iddia ve yanlış bir "okuma" sonucu bu kanıya varıldığını düşünüyorum.

    YanıtlaSil