24 Şubat 2010 Çarşamba

Baloncu

Sana bi turuncu...
Sarkık yanaklı, kuzu bakışlı, boncuk gözlü, büyük aşkım kardeşim, canımın içisin! Seni daha önce şurada da anlatmıştım, gittikçe ballanıyosun...Geçen haftasonu yaptığımız 3 yaş doğumgünü partin, başbaşa elele gittiğimiz okulun Gymboree'de beni herkeslere bi gururlanma halleriyle tanıştırman ve müzik dersinde birlikte şarkılar söyleyip danslar edişimiz, babamın ofisine öğle yemeğine gidip yemekte hamsi olduğunu öğrendiğimizde "hamsi koydum tavaya, hopladı zıplamaya" şeklindeki süper Türkçe salakçık repliğinle beni çok güldürüşün, akşam evde yaptığın Michael Jackson danslarıyla beni hayranlıklara gark edip, sürekli dans dersine giden kondisyonu yüksek ablanı bile dili dışarıda hale getirene kadar bitmeyen enerjinle figürler yapışın, gece beni ablam yatırsın dedikten sonra odana gittiğimizde ve üstüste nasıl da şevkle uydurduğum 3 masal bittikten sonra bile zinhar uyumayıp, hadi aşkım kapat gözlerini diyince de ama o jaman ablamı göğemem diye isyan edişin, sonunda baktım olmayacak, ben uyuyakalmış gibi yapayım dememin ardından tastamam 2.5 saat sonra babamın omzuma dokunmasıyla senin yanıbaşında uyandığımda nasıl huzurlu uyuduğumu fark edişim, kapıda seni seviyoğum diye boynuma atlaman...muhteşemdi yine mavi kuzum benim. İyi ki varsın!



Sana bi mavi...
Az önce telefonda haftaya buraya gelmeyi düşündüğünü söyleyen sevgilim, hasretim, kocam...Doktorun bacağındaki iyileşmeyi olumlu, durumunu da güçlü bulmasına çok sevindim. Tahmin ediyorum, Istanbul'un yarısını katedip her gün fizik tedaviye gitmek lojistik açıdan ömür törpüsü gibidir ama böylece iyileşiceksin, az daha sabır...

Sana bi kırmızı...
Görmelere doyamadığım, güzel, komik, tatlı annem. Paltoları değiştik ya seninle, her gün üzerime geçirdiğimde etraf buram buram vanilya kokuyor, bayılıyorum! En kısa zamanda yine kavuşalım. En değerlimsin...

Sana bi mor...
Benim dünyalar komiği arkadaşım S. Reklamcıların şahanesi, Ankara-Istanbul-NewYork-Bodrum dörtlememin yapı taşlarından en şekeri, koskoca NYda ne tesadüf ki komşum, koskoca dünyada ne şanslıyım ki can dostum. Cumartesi günü BebekOtel terasında tastamam 7.5 saat oturarak rekor kırdık ya, hiç unutmıycam o günü! Kaç kere gitmişliğimiz, kaç şişe kırmızı bitirmişliğimiz, başka dostlarla orada görüşmüşlüğümüz çoktur seninle ama, bu defaki 4 şişe, yanımıza gelip giden ve birbirini tanımayan 3 farklı dost ve 7.5 saat mükemmeldi! Ayrıca pırıl pırıl yepisyeni, ne de cici döşediğin Nişantaşı sarayındaki saatler de...So..do you like attorneys?!

Sana...
Sana yok! Şu ofiste içimin şişmesinin baş sebebi, öküz-ü hümayun insan, "diploma cehli alır, eşeklik baki kalır" vecizesinin capcanlı örneği, ne işinden ne tavrından ne sohbetinden ne tipinden hayır gelir behey sevimsiz! Çekil çekil gölge etme, ay daraldım yahuuuu!

Okurkuşu...
Dükkan senin! Öperim gül yanaklarından...

30 yorum:

noranıngemisi dedi ki...

Sana yok demişsin ya aklıma ne geldi. Yet askere gitmeden arkadaşlarını öğütlediği bi'şey vardı, otlakçılara karşı, biri seni diş fırçalarken görse ve diş macunu istese "yok" diceksin, ee ama dişlerini fırçalıyorsun derse " sana yok" diceksindi :)))

DecisionS dedi ki...

yeşil isterim, yeşilmişim ben, öyle dendi.

sine'mden dedi ki...

çok çok şeyler anlatmış bu yazı...Benden sana pembe balon...için açılsın diye...sevgi dolusun diye...:)

Bekriya dedi ki...

bana da bi sürü balon :(

absalom dedi ki...

ben diyorum bu eliza rengarenk diye.
inanmıyolar bana.
alın işte.
halla halla.

:)

Eliza Doolittle dedi ki...

Nora;
Ahahaha bayildim Yet'e verilen bu ogude..Cok az insan icin aklima bu tip bi "sana yok'culuk" gelir ama bu da onlardan biri!!

banyosuyu dedi ki...

ben de isterim.
en morundan isterim.
bir de tupturuncusundan.
ohh içim açıldı inan ki.

Eliza Doolittle dedi ki...

Deci;
Oluuur, hem bak Yesil kimseye gitmemis :) Bence tek renk diilsin ama. Mor/turuncu vs gibi, adini zinhar ve katta hatirlamadigim, iki renkten dogan sasirtmalilardansin sen.

Eliza Doolittle dedi ki...

Sinem;
Ne cicisin. Tesekkur ederim :) Sana da bi suru balooon!

Eliza Doolittle dedi ki...

Bekriya;
Sen pek bi mahzunsun bu ara, hem blogundaki, hem istasyondaki havan o. Noldu cicim sikma canini!

Eliza Doolittle dedi ki...

Absalooommm;

Ah caniiim. Ama kimmis o inanmayan acebaag?! :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Banyocum;
Hangisinden kac tane istersen, senin balon kredin ben de ohhhooooo :)

dereotundannefretederim dedi ki...

3 tanecik mi anlattın koca blog aleminin en efsunlu masalcısı ? senin için çok zor olmamıştır..

o kardeşi yerler ısırıktan ağlatıverirler..

sevgilin de geliyo ohh mis :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Done;

"Koca blog aleminin en efsunlu masalcisi" tabirine mutlulukla kivancla tesekkur eder, kucaklarim canim.
Efsunu bol bi yemek yazisi patlaticaz artik Soul Kitchen'da da bi gun...Dun Istasyon'da yazdim bi mutfak yazisi ama, o yemek yazisi diil, yemekli bi yazi oldu sanirim :)

dereotundannefretederim dedi ki...

zaten ben de sana açık mektup yazmayı düşünüyordum mutfağa teşrifin için.. ısrarla ve sabırla bekliyorum. acele ettirmiyorum ne zaman istersen ama merak da ediyorum belirtiyim o yazıyı

aycane dedi ki...

Canoşummm, evrenin tüm renklerini, "yağmurun elleri"nden küçük, ama kapsamında engin yüreğine sığdırmış yavrukuşum!.. Sağol.
... ama ama hani ben dünya şekeri kardeşin gibi tatlı bi başka can-çocuk tarafından "Kırmızıların başkanı" ( :-)) seçilmiştim yaaaa... Minik boncuk darılmaz nasılsa, gel benim turuncuyu, onun kırmızısıyla değiştirelim!
..
Ben de yarın seni içime çekerek, bıraktığın paltonu giyeceğim!.. Eminim, başka türlü mutlu bir enerjiyle başlayacak sabahım minuşemm... Bambaşka!

Neslihan dedi ki...

Amsterdam'dan balonlaaar...
Rengarenk,
Hepsinden istiyorumm :)

ssatsuma dedi ki...

bana kardeşin olacağını ilk söylediğin an, yine orasıydı...o ana gittim birden...her ne kadar bebek otel'de adım geçmese de, nasıl sardunya bir yazıdır bu...şakır şakır ağlattın beni eliza...ne mutlu sana:)))

PELİNCE dedi ki...

Eliza
yaaa ama bende pembe başlığıyla bir giriş isterim birgün hani beni anlatmak istersen :))))
vanilya kokan paltoyla Şu şahane kardeşe bayıldım ben, yine kalbime dokundun....

Eliza Doolittle dedi ki...

Done;

Seninle aramızda davet olmaz pattadanak söyledim yazacağını düşündüğüm açık mektubu beklemeden...İlk fırsatta, azar azar şerbetlensin içimde ;)

Eliza Doolittle dedi ki...

Canaycan;

Ahhh, çok haklısın kuzum. Balon rengine hiç odaklanmadan yazmışım..Değiştirdim şimdi:)

Eliza Doolittle dedi ki...

Ssatsuma;

Ahhhh evet ne güzel bi gündü o...Bebekotel düşkünlüğüm de, seninle oradaki tadı ayrı buluşmalarım da hafızamda taptazeciktir, o ayrı :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Pelin;

Pembenin tüm tonlarında balonlarımı al, kalbine dokunmak ne mutluluk :)

gulcan dedi ki...

Elizacigim,
Ben de sana, tıpkı senin gibi, hertarafı rengarenk uçan balon gönderiyorum.
İçinde tüm sevdiklerin var...
Sevgilerimle,

lifetrainee dedi ki...

tam sonuna gelirken hani bana hani bana diye düşünüyordum aldım ihihi güzel oldu şimdi bu balonla koşarak uçarak spora gidebilirim... dilerim gerginlikler bu balonlarla gider iş ortamına huzur gelir :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Gülcan;

Sana bi kırmızıı! Opuyorum sevgiyle


Lifetrainee;

Hani bana hani bana :) Ben balonsuz kor muyum kimseleri ha, yapmam öyle şey!
Gerginlik dediğin de mesai saati. Eve götürmedikçe bi şey olmaz, boşveer :)

i am not your freud dedi ki...

"sana yok" ahahah

yani içini sıkan insanlara olan sinirini de böyle renkli bi şekilde ifade edebiliyosun ya bayılıyorum. ben de bu kadar pozitif olabilmek istiyorum, bana ilham veriyosun, çabalıyorum. inanır mısın, seni hiç görmedim ama özellikle de sıkıntılı anlarımda, nasıl "keşke şimdi şu arkadaşım burda olsaydı konuşurduk neşelenirdim, bana sıkıntılarımı unuttururdu, sorunlara nanik yapıp gülerdik" diyosam aynı şekilde bazen "şimdi eliza'yla bi kahve içsem hiç bişeyim kalmazdı" diye düşünüyorum. iyi ki varsın eliza

Eliza Doolittle dedi ki...

Freud;

Var ya, nasıl mutlandırdın beni yalnız evimde pazar akşamı sendromu içinde anlatamam! Koskoca blog dünyasında, öyle çok fazla kişiyle de değil, bir avuç insanla böyle bir gönül-muhabbet-ruh birlikteliği yaşıyor insan. Uzaktan resmen dost oluyor, inan bu kısmı yazmanın kendisi kadar seviyorum ben. Sen de iyi ki varsın :)

Gözde İlter dedi ki...

biraz önce okudum yazıyı, ofis saatlerinin en sıkıntılı çeyreğinde... ablamı hatırladım, küçükken pikniğe çıkarmış gibi miniminnacık odamızda çıktığımız yolculukları, Ankara dönüşlerinde yanımda uyusun diye nasıl gözlerimin arasında baktığımı... evi hatırladım, kendi annemi, onun kokusu nasıldı diye sordum kendi kendime. o kadar uzun zaman oldu ki eve gitmeyeli okumasam bu satırları unuturmuşum gibi geldi ev sıcaklığını... eline sağlık eliza, harika bir yazı olmuş. her zamanki gibi...

Eliza Doolittle dedi ki...

Gözde;

Çok teşekkür ederim :) Ablanla miniminnacık odada çıktığınız yolculuklara bayıldım ben de!

Yorum Gönder