4 Şubat 2010 Perşembe

Duyarga



Allegory of the Five Senses - 1668- Gerard De Lairesse
Ilk kez Aristo tarafindan M.O. 300'lerde siralanip kabul edilegelmis, gormek, isitmek, koklamak, tatmak ve dokunmak takiminin harikalarindan olusan, daha minnak yavrularken ogrendigimiz 5 duyumuz..Modern zamanlarda norologlar bu baz listeye denge, agri, sicaklik algisi, vucudun farkli ortamlardaki ic oryantasyonu vb bircok baska duyularin eklenmesi gerekliligini tartisiyor. Bir yandan bu yeni dizimlenen duyularin varligi yadsinamazken, bir yandan da ilk listedeki "duyu organlari"yla algilanan duyularin tersine, sinir uclari veya duyu organlarinin icindeki denge bolumlerinden beslenen ek listenin, temel 5 ile ayni klasmana girip giremeyecegi sorgulaniyor.

Listeye yeni eklenenlerden gectim, temel 5'liye saglikla sahip oldugum icin her gun sukrediyorum. Insanlarin duyularindan biri eksik oldugunda digerlerinin cok keskinlestiginin tesellisini iyi bilsem de, hicbirinin eksikligini (Tanrim korusun) kimse icin dilemiyorum.


Gelgelelim, dunyanin duyusal trendleri de yorungesini sasirmis halde. Doyumsuzluk diz boyu, bilgi bombardimani her yerde, zamanlar sanki gittikce daha kisitliyken, dengelerin sasmamasi pek ihtimal dahilinde degil gibi..
Iletisim teknolojisi arttikca sanki ileti'ler cogaliyor da, iletismek gittikce imkansizlasiyor. Bir insanin gonderilerini, karsidakinin decoder'i cizirtili algiliyor gibi bir durum da mevcut sanki...Hal boyleyken, pazarlamanin her seye bedel oldugu dunyada olabildigince cok duyuya ayni anda hitap etmek bir tercihten cikip bir zorunluluk haline donusuyor. Bu hitabet icinde duyularin gerceklikler uzerine degil yanilsamalar uzerine kurgulanmasi da pek radikal bir degisiklik yaratmiyor.
Bir diger taraftaysa, bunca olanagi yaratmaya emek, zaman, para vakfetmis insanligin, olanaksizlik zamanlarinin naif caglarina donmek gibi beyhude bir cabasi da var. Sanki her alanda ilerleyelim derken samar oglanina dondurulen doga'nin yavas yavas almaya basladigi her turlu dogal afet icerikli intikama bakilip korkulmus da, 5-10 durak onceye gidilip oralarda konaklamak istenir bir garip hal var. Omrunu tek bir resmi yapmaya vakfetmis titiz bir ressam beyaz tuvallerin yoklugundan korkunca kendi yapitini silmeye basliyor gibi...Isigin gucune/gucun isigina bunca kurban vermis insanlik karanliga goz kirpmakta...


Her ama her konuda "mış gibi yapmak" bir eksiklik degil, basli basina pek sasaali, pek cesur, pek sisirme, pek aferin bir durum olarak pompalanmaya devam ederken, keskinlestirilmek icin bunca ugrasilan bir duyu yokmuş gibi davranmak uzerine deneyimlerin yukselen trendler haline gelmesi kacinilmaz oluyor.

Once omrunu konusmaktan bitap dusmekle geciren yuzlerce adamin, pek spirituel, pek sairane, pek ohlalaaa bir kosturmayla Hindistan'in bilinmezlerine yol alip, 2 haftayi koyu bir sessizlik ve meditasyonla gecirip geri gelince ruh arindirdiklarini sanmalarina sahit olmustuk. Ruhani deneyimleri gercek bir derinlikle yasayan ve bunu 2 haftaya degil, tum hayatina yayan insanlari saygiyla tenzih ederim ama, her agacin ardindan cikan Ferrariyi Satmis da Gelmis cakma bilgelerden de biraz gina gelmekteydi.

Bugunlerde dunyada buyuk bir hizla yayilmakta olan son "trend"lerden biriyse baska duyulari gecici sifirlamaya yonelik; Dinner in the Dark - Zifiri Karanlikta Yemek...Mekanin kapkaranlik oldugu ve gorme ozurlu garsonlarin, ya da gece gozluklu elemanlarin servis yaptigi yerler de var, mekanin aydinlik oldugu ancak yemek boyunca musterilerin gozune baglanan kusaklarin hic cikarilmadigi mekanlar da...Alternatifler her yerde...

http://www.danslenoir.com/
http://www.darkdining.com/index_main.php
http://www.urbansocial.com/0010_dinner_in_the_dark.asp

..ve tabii hicbir seyden geri kalmayan, kütür kütür 2010 kültür baskenti Istanbul'da da..
http://www.boxerdergisi.tv/haberdetay.asp?news_id=2401

Amsterdam'daki ornegi, ismini de pek ironik secmis CTaste 'in web sitesindeki tanitiminda boyle diyor; "Enjoying your food, but in a different way. Using your senses, but see nothing. Visiting CTaste Amsterdam is not like visiting an ordinary restaurant. In CTaste you will enjoy your food in the complete dark…"

Tamam da sekerim, ben yemek yedigi tabak beyaz dışı herhangi bir renk oldugunda bile yemegin gorunmemesi acisindan haz almayan, kadeh ya da bardakta boya asla sevmeyen, yemek yerken zaten tadi kadar, kokusuna ve gorunumune de maksimum onem veren bir kadinim. Bunu butunsel bir deneyim olmaktan cikarip, duyularimdan birini sifirlayinca, elle yenebilsin diye minik lokmalara bolunmus, bircok kisiden, en azindan A'Dam versiyonunun feci lezzetsiz oldugunu duydugum bir yerde, sadece aksiyon olsun diye yemek yiyip, karsimdakiyle konusamayacak, etrafi gozlemleyemeyeceksem, ustune de, insanlar boyle bir seyi sadece bir kere yapar, o yuzden gelene cakmak lazim mantigiyla en az 70 €'dan baslayan bir hesap vereceksem, olaydan da zinhar bir ogreti cikartamayan baskalarina gicik olacaksam, neden geleyim ki?!

Burada bir ayrimi kesin yapmak isterim. Bunu sadece 'ulan isiklar altinda yemedigimiz mok kalmadi, en iyisi bi de karanligi deneyelim' pazarlamasiyla yapip "oh so trendiiii" gazlarina bunca karsiyim ben. Yoksa, ornegin gecen aksam Kör Fotoğrafçılar Derneği'nin Istanbul'da duzenledigini pek kiymetlim bir dostumdan duydugum, amaci hem dernege hayirli gelir saglamak, hem körleri biraz daha iyi anlayabilmek olan, ender olarak duzenlenen bu tip bir tadim gecesine gidebilir ve bundan cok da mutlu olabilirdim...

Universitede cok sevip saydigim, kendi bolumunu 4.00'e yakin kumulatifle bitiren ve kep toreninde herkesin ayakta alkisladigi, gorme ozurlu bir arkadasim vardi. Bu dunya iyisi, kulturu ve bilgi birikimiyle kendine hayran birakan cocuga bazen birlikte, bazen ayri aldigimiz dersler icin haftada birkac saat okuma yapardim. Daha sonra Istanbul'da da, Eyup'de cok guzel eski bir binada yer alan Gorme Ozurluler Kutuphanesi'nde, cumartesi sabahlari 3'er saat gidip, izolasyonlu ses gecirmez kabinlerin icinde, cd'ye birkac kitap doldurdum. Eger haftada birkac saat vaktiniz, duzgunce diksiyonunuz, ve minicik bir fark yaratma isteginiz varsa, size de siddetle oneririm.
Bunlarin tumu, bir duyu kaybini tam olarak anlamaya fersah fersah uzak, ancak bir nebze olsun anlayabilirse de, insanı empati, minnet ve sukranla dolduran, ufacik seyler...Ufacik da olsalar, rotasi sasmis pazarlamaya, doyumsuzluktan ne yapacagini sasirmis tiplere, duyular icinde duyarsizliga karsi kizginligi besleyebiliyorlar...
Hayatta her sey olasi, geleni olabildigince sufi tevekkuluyle kabul etmek buyuk erdem ama, neyi neden yapiyor oldugunu ayirabilmek sagduyusu da eksik olmasin derim...

Iyi bakin kendinize kurabiyeler!

17 yorum:

  1. kurabiyelerden zencefillisi der ki;
    hayatım "neyi neden yaptığını bilmek" yurdum insanının pek de övünülecek meziyetleri arasında değildir öğreti olarak -ki kendimi bi parça ayrı tutsam da bu kitleden, sonuç "hepimiz yurdum insanıyız"da bitiyor bu konu kafamda-.. alışkanlık olarak yok.. olursa aykırı oluyorsun zaten!
    hani bilim dünyasında herşey o kadar moleküler oluyor da sonra zaten bildiğimiz şeyleri buluyoruz ya minik minik yıldızlar halinde, tıpkı öyle bence. tamam "ayrıntının güzelliği" hoş ama, hani tümünü görmüşmüyüz ki üstümüzden geçen kamyonun..
    bu yine bilimsel sorgulama - inceleme, analitik düşünme konularına olan turistliğimizden kaynaklanıyor.
    yeri gelmişken ankara'da çok tutan bi mekanını, hep aynı personel ile, sürekli farklı "konsept"ler ile yeniden yeniden açan çok da sevdiğim bi dostum vardı. kaçırdı bak bu trendi!
    YanıtlaSil
  2. Ginger love ;)

    Haklisin, ne yazik ki haklisin...Ayrintinin guzelligi vs kamyon'u pek sevdim :) Ankara'daki mekan ne harika bir fikirmis, hala aciksa kirmizi gece?!
    YanıtlaSil
  3. Eliza
    sürekli daha çok daha çok isteyen doyumsuz ve bencil topluluğun azla yetinme, dünyayı anlamaya çalışma, başkalarının mutluluklarından mutlu olabilmeyi düstur edinmiş tasavvuf, hindu dinler, yoga öğretileri arasında zıplayıp durması çok eğlendiriyor beni. Yogilere çay taşımakla egonu törpüleyemezsin sanki :))))
    birde yemek dediğin şeyin yarısı görsel şölendir karanlık basar beni, elmalı kurabiye olayım ben pek severim.....
    YanıtlaSil
  4. Elmali kurabiye Pelin;

    Iyiymis, ben de ananemin un kurabiyesi olucam o zaman :)
    Yogilere cay tasimakla pek guldurdun beni..
    YanıtlaSil
  5. Elizacım,
    Küresel ekonomi kültürünün ya da post-modernizm'in copy-paste yoluyla vermeye calistigi tasavvuf ya da insani derinlik
    örneği "Dinner in the Dark" ile damardan bir yazı çıkarmışsın yine :))
    Ne zaman Adam Oluruz:
    "Haz-eksenli" sunulan yolunma politikalarını gördüğümüz zaman :))
    YAZ Eliza YAZ
    YanıtlaSil
  6. Gulcosum sen de findikli kurabiye ol! Bugun burasi kirmizilarla doldu ne guzel :)
    Copy-paste tasavvuf :) pek guzel seyler cikiyoooo!
    YanıtlaSil
  7. hastayım ben, durmadan öksürüyorum, boğazım ağrıyo, gözlerim yaşarıyo, dolayısı ile okuyamıyorum, ama yorum yazmadan da edemiyorum, böle bi açmazdayım işte
    YanıtlaSil
  8. :( Decii, gecmis olsun. Sen iyiles de neyi istiyosan okursun, dinlen azcik..
    YanıtlaSil
  9. Gecen pazar sabahi kahvaltida arkidislerle tartistigmiz bikac sacma konudan biriydi hangi duyu onemli, hangi organ daha onemsiz konusu. Demek dunya ile ayni paralelde bir seyleri tartismaya baslamisiz. Guzel oldu bu. ayrica dark dinner bence guzel. Onu da yapsin herkes. Yapsin da hepsi bitsin sonra hic bunlardan bahsetmeyelim. Son olarak da diyorum ki su eyup'teki yeri bulucam..

    Ve son olarak da diycem ki senin bu girislerine gelismelerine sonuclarina hayranim.
    Ve son olarak da diycem ki ben kurabiye felan olmam

    Ve son olarak da diycem ki ben yorum yazmasam da hep okuyorum ki.
    Ama seni ozletmem, gerekirse ben ozlerim.

    Dinimiz amin.
    YanıtlaSil
  10. Canım benimm; ballı çöreğim... Çok sevdim yine bu yazını!...
    Milyarlarca insanın bilumum duyuları fizyolojik anlamda yerinde olmasına karşın, yine de çoğunluk "duymuyor", "görmüyor", "dokunamıyor" bu yerkürede!..
    Böyle olmasaydı eğer, olur muydu zaten onca şiddet, onca vahşet, onca toplumsal ve bireysel acılar tüm gruplar/kültürler/insanlar-arası ilişkilerde?!
    ... ve ne güzel saptamışsın!.. Duyabilmek, görebilmek, sezebilmek için diğerlerini, aslında "yürek gözü" ve "yürek kulağı" gerek!
    Aaa, çok şükür Tanrıma, bir de bu yürek ve akıl yetilerine tam olarak eşlik edecek duyargalar da doğru çalışıyorsa tabii!
    Tanrım, akıl/yürek/organ gözlerini-kulaklarını, ve diğer tüm duyularını korusun tatloşum!
    Duyu başka, duyarlı olma hali başka tabii:-))
    Lavvv uuuuuuuuu duyarlı/duygulu ve çok şükür duyargalı miniğim!
    YanıtlaSil
  11. Done;

    Seviyorum yorumlarını da serzenişim ondandır be can! Sevdiğim yazarların beğenisi doğallıkla mutlandırıyor beni..
    Eyüp'de sahilde teleferik vardır ya, yanında da kocaman bir otopark, hani mezarlığa yakın..oralarda bir yerdeydi kütüphane. Okuduğun kitaplar çok zorlayıcı ve sıkıcı da olabiliyor, zira ders kitapları ve felsefik ağır kitapların okunmasına daha çok ihtiyaç var. Ama inan iyi geliyor...
    YanıtlaSil
  12. Annecan;

    Yahu yazıyı filan da bırak da ne çok özledim seni, duyularımın gelişiminin baş şahidi, en büyük emektarı!
    Duyarlılığımız daim olsun :)
    YanıtlaSil
  13. Hayir bu sayede okuma problemini de cozersem oohh mis.
    Bencillik degil Win win :)

    Evet evet felsefik olsun hatta, winston'a laf yetistiremiyorum :p
    YanıtlaSil
  14. Ben fındıklı kurabiye olmayı sevdim :))
    Ama senin o narin-minik vücudundaki büyük yüreği daha çok sevdim.
    (Bu yüreğe sahip 2. jenerasyon olarak, senin yaratacağın jenerasyonu düşünemiyorum bile :))
    Neyse, dün asıl söylemeyi unuttuğum şudur ki;
    Görme özürlüler kütüphanesinde "gönüllü" olarak cd'e kitap doldurma duyarlılığını ne zaman ve nasıl hissettin, orayı nasıl buldun, nasıl vakit ayırdın, bunu nasıl reklama çevirmedin,
    bilemiyorum ama sana KOCAMAN bir BRAVO!
    Eliza'ya "Sosyal böcek" den sonra, "antenli böcek" adını öneriyorum, ne dersiniz Eliza okuyucuları???
    Fındıklı Kurabiye :))
    YanıtlaSil
  15. Gulcos;
    Ne tatlisin :)
    Ben de kutuphaneyi orada okuma yapan bir arkadasimdan duyup gitmistim, buraya gelince de cok uzun soluklu olamadi ne yazik ki birkac ay devam edebildim, ama burada da okuyup gaza gelen birkac kisi olursa ne iyi olur diye yeri gelince yazmak istedim.
    Ozlemle kucakliyorum
    YanıtlaSil
  16. trend mrend ben anlamam..
    anlamadığım konuda da bişi yazmam :)

    ama fekat lakin eliza...
    bilgelik konusunda analizin şahane bayıldım :)

    bilgeliği tibete gidip kıç kadar minderde sap gibi oturmakla...
    ferrariyi satmakla...
    üç kitap okumakla ilgili sanan bi kaç hödüğe okutacağım bu yazını.
    sözüm meclisten dışarı hahahaaaa.

    dipnöt,
    resim yazı uyumu feci olmuş.
    sistine şapeli ve bi abi aklıma geldi hislendim.

    dipnöt2,
    arkadaşlar bi karar verin...
    size nası hitap edeceğimi şaşırdım.
    bi süre elmalı kurabiye
    un kurabiyesi demeyen absalom ne olsun hahahaaaa.
    aha şuraya yazıyorum :)
    buraya.
    YanıtlaSil
  17. Absalom;

    Cok tesekkur efeniiim begendiginize pek sevindim ;)

    Sistine akillara gelir de hislenilmez mi?! Birazdan bi Venedik yazisi gelicek, italyanin her kosesi aaahhhhh ahhhhh kivami benim icin :)
    YanıtlaSil