Hava soguk, karanlik, yagmurlu da olsa, isten bayilmis, ailemi ozlemis, gunluk ufak ters gitmelere canim sıkılmıs da olsa, actim mi hayal salonumun kapılarını, iceri gunes, gokkusagi, cikolata ve dalga sesleri doluverir. Kendimi yeniden dingin, mutlu, hulyali, keyifli duyumsarim. Anahtarini hic de sakli cekmecelerde tutmadigim, her zaman elimin altinda kalmasini sevdigim bu ferah, esintili, renkli salondan hayal ısısında cikarken, yasadigim ana yerinerek degil, gercek olabilmis hayallerimin hafifligine sukrederek cikmaksa en buyuk sansimdir, bilirim, onemserim. Bu bilgiyle kendimi daha da gonenmis hissederim...
Hayalgucunun limitsizligiyle buyulenen bunyeme, baskalarinin hayallerinin sinirsizligini gormek de pek iyi gelir. Cocuk dunyasina duydugum buyuk hayranligin bas sebebi de budur zaten...Hayallerin yaraticilikla bulustugu farkli, ilginc, alacalı dunyalara pencere acan yapitlari dinlemeye, okumaya, izlemeye de bayilirim. Hepimizin ruyalari gibi, bu yapitlarin da icinde eflatunlara karismis fumeler olmasini, hepsinin pasparlaklik icinde ufak bir karanlik yan tasimalarini da ozellikle severim. Bu acidan Roald Dahl hikayelerinin hepsi ve Charlie'nin Cikolata Fabrikasi, Lewis Carroll'un Alice'leri, Harry Potter'in voldemort siyahina bulanabilen sihri benim icin harikadir...
Dun de, soguk ve yagmurlu bir persembe aksamini, sadece türü olarak degil, hissettirdikleri acisindan da fantastik bir film olan The Imaginarium of Doctor Parnassus 'un icinde sevgilimle elele kaybolarak gecirmek nasil iyi geldi anlatamam!
Filmde, taaa Sound of Music'in efsanevi Captain Von Trapp'ini izledigimden beri bayildigim Christopher Plummer'in, 81 yasinda hala muthis bir karizmayla canlandirdigi ölümsüz Doctor Parnassus'un, yine muthis bir oyunculuk cikaran Tom Waits'in canlandirdigi seytanla girdigi iddialar sonucu yarattigi, bir aynadan gecilerek girilen bir hayal diyari ve özünde iyi-kötü karsitligi anlatiliyor. Hayal dunyalarinin ve mutlu ruyalarin ne kadar berrak, haz ve gunahtan arinmis, saf ve aydinlik olabilecegi muammasi, sutliman guzelliklerin insani urperten sahnelere karisabildigi Imaginarium sahnelerinde pek lezzetli sunuluyor...Filmin en etkileyici kisimlari da, aynanin diger tarafinda gecen sahneler zaten...
Filmin cekimleri, basroldeki Heath Ledger'in ani olumuyle durdurulduktan sonra, onun rolunu biraktigi yerden devam ettirmeyi kabul eden Johnny Depp, Colin Farrel ve Jude Law ile anlasildiktan sonra yeniden baslamis. Heath'in joker mimikleriyle her zamanki gibi iyi oynadigi Tony karakterini, aynadan iceri her bir gecisinde degiserek canlandiran Johnny, Jude ve Colin, elele sunduklari gorsel solenle beraber, aktorun geride biraktigi minik kizina bu filmden aldiklari geliri bagislama karari vererek kalpleri de isitmislar...
Bas kadin Valentina ise, Vogue'da filan yeni neslin en degisik mankenlerinden biri sayilsa da, tipi bana hep "bi garip" gelen Lily Cole. Ancak reklam cekimlerinde ve podyumda garip buldugum hafif deli bakisli porselen bebek yuzu, boyle bir filmin boyle bir karakterine pek yakismis, muthis bir secim olmus. Bu kiz, her filminde oyuncak suratli nisanlisi Helena Bonham Carter'i illa ki basrole koyan Tim Burton icin bence bicilmis kaftan...
Bas kadin Valentina ise, Vogue'da filan yeni neslin en degisik mankenlerinden biri sayilsa da, tipi bana hep "bi garip" gelen Lily Cole. Ancak reklam cekimlerinde ve podyumda garip buldugum hafif deli bakisli porselen bebek yuzu, boyle bir filmin boyle bir karakterine pek yakismis, muthis bir secim olmus. Bu kiz, her filminde oyuncak suratli nisanlisi Helena Bonham Carter'i illa ki basrole koyan Tim Burton icin bence bicilmis kaftan...
Haftanin en guzel gununde, yavastan cuma esrikligine burunurken, alacali, efsunlu, keyifli haftasonlari dilerim hepimize. Pencereleri aralayin, hava girsin. Biraz da kapilari acin, hayal girsin!

22 yorum: