Aşk.
"Kararlı ellerine, yüzüne, güçlü bacaklarına bakıyordum. Her şeyiyle kusursuz buluyordum onu. Aşık olduğumun farkında değildim henüz ama tatlı bir hüzünle karışık ışıltılı bir neşe vardı içimde. Onu sevmek ve dünyadan saklamak istiyordum.
(...)
Aşk üzerine konuşmak istiyordum durmadan. Bazı insanların gereksiz, bazılarının gösteriş ve çoğu insanın da zahmetli ama muhteşem bulduğu o özdeşlik hali üzerine. Her cümlede adı geçsin, sıcaklığı, cömertliği, erkek güzelliği her sözcükte ışıldasın diye fırsat kolluyordum."
Evlilik.
"Evlenmek iki insanı birbirine uydurmak için üst üste koyup ütülemek gibi zorlama bir iş. Ama yine de güzel.
Hayaller. Yatak odasında, çılgın unutmalar. Bir yuvanın düzeni içindeki tatlı yatışmışlık. Birlikte yapılacak uzun ya da kısa yolculuklar. Doğa yürüyüşleri. Küçük, evcil zevkler. Sofralar ve güler yüzlü aile fotoğrafları. Pasta ve çiçeklerle yıldönümü kutlamaları. Mutfaklar, tabaklar, domatesler. Güven, dayanışma, içtenlik, anlayış ve sadakatle, el ele göz göze uyum içinde yaşlanmak"...
Sadakat.
"Kadın: Seçtiğin ve aşkla sevdiğin insana bağlı kalmak istersin, onu değerli buluyorsan kaybetmekten korkar kıskanırsın.
Adam: Korku ve kıskançlık özgüven eksikliğinden ileri geliyor.
Kadın: Ama, aşk fiziksel ve ruhsal bakımdan tekeşli ve gönüllü bir sözleşme.
Adam: Aşk geçer, sözleşmeler bozulabilir. Sonsuz sadakat olmaz. Sadakat insanın kişisel özgürlüğünü sınırlayan bir zorlamaya dönüşmemeli (...) Dip dibe yaşamak, sürekli aynı insanla aynı biçimde sevişmek, törpülenip birbirine benzemek ve olmuyorsa dizginlenmek...Sadakat bu işte!
Susuyorum. Söylediklerine bütünüyle karşı çıkacak kadar iyimser ve umutlu olmasam da yaklaşımındaki eksik, kusurlu ret ürkütücü. Sağlam, insani bir dayanak arayan ruhum, karşısına çıkan bu kargaşayı nasıl düzene koyacak?"
Çatışma.
"Başıma severek sardığım bu adam hem hükmedebileceği eğlenceli bir oyun arkadaşı hem de akıllı, sevecen, annesi yerini tutacak bir kadın istiyordu. Bense ikisi birden olmayı arzu ediyor ama başaramıyordum. Birkaç hayatı birden yaşamaya benziyordu bu.
(...)
Benim sorunum ne istediğini bilmeyen bir adamı kafamdaki modele uydurmaya çalışırken onun istediği kadın olamamaktı. Çatışma nedenimiz buydu."
İhanet.
"Biz taraftık, kazananı olmayan bir savaşta birlikte battık..."
"...Sadakatin yalnızca iyimserlik ve umuttan ibaret olduğunu böyle, kanatlarım ateşe tutularak öğrendim. O andan sonra bağlı olduğum her şeyden kuşkuya düştüm."
Sessizlik.
Öncelikle alıntılar sıralı değil. Kitabın kurgusu gibi, gel-gitli.
Roman dün geceyarısı, gözlerimden uyku akar ve kitabı bırakamaz halde otururken, 3 bardak su, 2 ıhlamur, 2 sigara, kucakta battaniye ve cama vuran damlalar eşliğinde bitti. Tüm İnci Aral romanları gibi muhteşem bir lirizmin dibine vura vura, diliyle, kurgusuyla, azalıp artan temposuyla çarparak, ve hatta aradaki onca güzel durağa karşın, aralarından en sevdiğim, upuzun yıllar öncenin Ölü Erkek Kuşlar'ının verdiği tat gibi bir tat bırakarak bitti.
Yukarıdaki parçaların tümü ya da birkaçından örülü herhangi bir ilişkide, aşk, birliktelik, evlilik, çatışma kısımlarının türlü kısımları yoruma, tartışmaya açık olsa da, zannımca sadakat, asla aşktan ayrılabilir bir şey değil.
Her aşk, öyküsü içinde, başkasını sevmek kadar kendini sevmeyi de içermedikçe eksik kalıyor. Aşk dediğin her ne ise, bence ilk dönemeç çoğulluktan geçiyor. Dokunmasız, paylaşmasız, ortak anlar olmadan, kendiliğinden ve yalnızlık içinde doğan, tek taraflı, uzaktan ya da platonik addedilen duygular, benim düşünsel örüntümde en fazla şiddetli bir hoşlanma olarak kalmaya, aşkı aşk yapan her şey, iki tarafın kiremitleriyle örülen bir çatıdan oluşmaya yazgılı...Bu anlamda aşk aynasına yansıyan her coşku da, karşındakini severken kendini yüceltmek, kendine armağan verirken diğerine bağlanmak, tutkunun içinde birlikte eriyip, ortak yaşantıları anılara çevirmekle mümkün olabiliyor. İlişkinin daha sonraki dönüşümleri, iki tarafın bazen kendilerine, bazen birbirlerine, bazen ilişkilerine yabancılaşmaları, hayatın getirdikleri içinde son derece doğal, olağan, anlaşılır. Ancak bu resmin hiçbir noktasına ihanet yakışmıyor. Ayrılık sevdaya dahil olsa da ihanet asla değil, olmamalı...
"İhanete kurban gitmeyenler, bağış ve hoşgörü ölçütleri ne kadar yüksek olursa olsun bunun ne demek olduğunu anlayamaz, o dehşeti tahmin bile edemezler. Kör edici bir ışığa sürekli bakmaya çalışmak gibi bir şey bu! İhanet asla bağışlanmaz, geçiştirilebilir belki ama iğrenç yüzü belleğe o kadar derin çizgilerle kazınır ki unutmak için ölmek gerekir."
Kitap bütün ilişkisel izlerin üzerinden muhteşem anlatımlarla geçiyor. Müthiş karakter kurguları, onların geçmiş ve şimdileri ve aşkın dışında/hayatın içinde geçen diğer yaşanmışlıklarıyla da hepsinden bazı parçaları anlamayı, çok taraflı bir bakışla öykünün izini sürebilmeyi sağlıyor. Boğaz yakan, can acıtan, aşk bitiren, sevgi solduran bir ihanetin kendisi ne kadar yıkım yaratabilirse, ihtimali üzerine saplanmak ve güvensizlik de bir o kadar yıkıcı olabilir, bunu çok güzel veriyor...Okuyun, tavsiye ederim.
25 Şubat 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


22 yorum:
bunu da yazıyorum alışveriş listesine
En kısa zamanda okuyacağım,mevcut kitabımı bitireyim de.
henüz ihaneti görmedim, belki ihanete uğramışımdır bilmiyorum ama görmedim.. ama görseydim, bilseydim, sanırım evet, ancak ölünce unuturdum.
Decisions;
Yaz yaz, oku bunu da...
Bero;
Hadi bakalim. Simdi ne okuyosun? :)
Done;
Ben de oyle dusunuyorum canim. Gormeyelim, ugramayalim, Allah bizi de sevdiklerimizi de sasirtmasin acitmasin insallah...
Eliza, evlilik kısmına bayıldım ve alıntıladım. Kızmazsın di mi? :)
S.cim o kisim zaten Inci Aral'dan alintiydi :) Kizmaz bence!
Tüm yazın güzel
Ekrandaki iki el daha güzelll dikkatimi çekti )))
Kendi ülkemizin resmini kulansan daha iyi olmazmıııııı
Yabanci;
Eller ve yaziya iltifatin icin tesekkurler, her zaman beklerim. Yalniz, kendi ulkemizin resmi derken? Hollanda'da yasiyorum, blogumun ismi de Amsterdamdan Kartpostallar. Altinda Turkiye resmi biraz sacma olmaz mi sence de?!
Eliza
bu ara çevremde ihanete uğrayan, canı yanan, affedemeyen affetmiş gibi yapmaya çalışan sevdiklerim var. Sevimsiz birşey. Aynı şeylerden bahsetmişiz bak şimdi :))))
Pelin;
Ne zaman yok ki çevremizde onlar? :) Gelip okuyorum koşa koşa...
Şu anda Murathan Mungan Yüksek Topuklar okuyorum. Biraz geç kaldım okumak için ama olsun :) O bitince hemen buna başlayacağım, aldım bekliyor beni :)
Bero;
Geç olsun güç olmasın, harika roman di mi? :) Etraftaki Tuğde çocukcağızlar iyice gözüne batmaya başlıycak yalnız yan etki olarak :)
"Her aşk, öyküsü içinde, başkasını sevmek kadar kendini sevmeyi de içermedikçe eksik kalıyor" ne güzel demişsin kuzum ağzına sağlık. kitap da çok güzele benziyo ya ben de çok okumak istiyorum şimdi ama elimde daha bitirmediğim ya da okumaya başlamadığım o kadar kitap var ki! yetişemiyorum napıcaz? :)
Freudcan;
İşgüç okul yolculuk hayat koşturma içinde, biriktikçe birikiyor kendine eklenecek kitap ve filmler listesi, çok haklısın. Ne diyelim, hayat uzun, kısmet, okuruz bi gün hepsini :)
"ihanete kurban gitmeyenler....."
gittiysem bile haberim olmadı ehehe.
ihanet etmeye fırsat kalmadan beni terkettiler muhtemelen.
dayanamadılar.
elizaaaaa :)
bir döndünüz
pir döndünüz.
beni derin düşüncelere gark etmeyiniz reca ederim.
:)
Absalom;
Sen ve Decisions Eliza nerelerdeydin dediginizde donusum muhtesem olacak dostlarimmm demis miydim, demistim! ;)
Senin derin dusuncelere gark olmak icin benim iki cumleme zinhar ihtiyacin olmadigi gibi bi hissiyatim var :) Bunca nuktedan yazinin altinda cok gormus cok bilen bi Absalom oldugunu hissediyorummmm ninininiinnnnn
Bu arada Sadakat çok güzel gidiyor. Tuğde ile paralel okumaya başladım. İyi ki oğlum olacak diyorum :)
Bero;
Süpersin valla, ben aynı anda farklı kitap okuyamıyorum hiç. Birine tamamen kitlenmeyi seviyorum...
Bakma sen, tabii ki etraftaki tüm mincoş kızlar Tuğde diil ve çooook tatlıları da var (ben ilkini kız isterim!)ama, yine de oğluşunu bekleme mutluluğuna tebrikler :)
Sadakat'i okudum çok da beğendim, çok etkilendim.
Bu arada Tuğde'yi de bitirdim :)
Ama tam paralel olamadım, Tuğde'ye mola verip,Sadakat'i okuduktan sonra geri döndüm tekrar.
Bero;
Etkileyiciydi diil mi? :) Tugde ile Nermin de hem eglenceli hem dusundurucu...Mungan'in zekasina bi kere daha hayran biraktiran..bak yillar olmus, yeniden okuyasim geldi!
" bir insanı tanımayı arzulamak, kof bir vaattir ve büyük külfet! günler, geceler, haftalar, seneler boyu dinlemeyi ve gözlemeyi, didiklemeyi ve hissetmeyi, deşmeyi ve dermeyi gerektirir; kabukları kaldırabilmeyi ve altlardan ince ince sızacak, belki de fışkıracak olan kanı görmeye tahammül edebilmeyi... bunca zahmete katlanamayacak olduktan sonra, daha yolun başındayken dönüp, bu işe hiç kalkışmamak yeğdir" elif şafak
shh eliza'cım türkiye'de bile ihanet o kadar normal karşılanıyor ki artık, bi yerden sonra normali bu mu acaba diye şüpheye düşüyorum.
Yorum Gönder