16 Mart 2010 Salı

Kayıp

Kayıp çekmecelerde gezindik haftasonu...

Kayıp bir adamın yolunu hem kaybettirip hem bulduran kadınlarıyla çıktık yola. Nine'a gittik...Ben, normalde de müzikal sever bir kadın olarak, çok sevdim filmi. Higgins, müzikallere pek bayılmayan bir adam olarak, feci bunaldı. Paçallayınca aile notumuz fena sayılmaz yine de! Rob Marshall'ın Oscar aldığı diğer büyük bütçeli müzikali Chicago'dan çok daha fazla sevdim bu filmi diyebilirim...Filmi izlerken Fellini'nin 8 1/2'una atıf yapıldığını da, küçük Guido'nun yaşına gönderme olduğunu da anlamamıştım yalanım yok, Guido'nun Kadınları'nı saydım üstüste! O kadınlar ki hepsi gerçekten muhteşemdiler, en güzelini seçmek bile zordu ama, en zarifi şüphesiz Marion, en seksisi Penelope, en enerjik olanıysa 76 yaşında hala güzel ve fıkır fıkır olan, Folies Berger'i de ne tatlı söyleyen Judi Dench'di. Hepsinin şarkılarını kendileri söylemesi bizim oyuncuların kulağına küpe, apayrı bir bütünsel yetenek gösterisiydi. Daniel Day Lewis ise, o gözlerinin kenarındaki pırıltılı kaz ayaklarıyla tatlı tatlı gülümsesin yeter zaten ama, filmi alıp götürdü her zamanki gibi, bambaşkaydı...Filmin sonundaki kamera arkası görüntülere de bayıldım. Nedense dizilerde de filmlerde de severim o kısımları, bir iş yapılırken yapanların da güzel vakit geçirmiş olması sanki oradaymışım da sebeplenmişim gibi iyi gelir bana...

Pazar günüyse kayıp kızların en ünlüsü, en felsefik öğretileri çay sofrasında yumuşacık barındıranı Alice ile, yeni tanıştığımız Chloe isimli kayıp bir kadının günü oldu. Hava burada malum, sel rüzgar götürüyodu yine, duble film yapalım dedik. Önce hiç beklentimiz ve ön bilgimiz olmadan, yepyeni vizyona girmiş Chloe'ye gittik. Çok çok iyi kurgulanmış pek etkileyici bir filmdi. Liam Neeson, ki kıyamam çökmüştü bence eşinin geçen yılki ani ölümünden sonra, Julianne Moore her zamanki gibi başarılıydı. Asıl şaşırtıcı olansa Mamma Mia'daki şirin yüzlü çıkışıyla rol kaptığını düşündürten Amanda Seyfried'in gayet başarılı oyunculuğuydu...Where The Truth Lies ile ismini duyup sevdiğim yönetmen Atom Egoyan'ın Chloe'si, etraftan okuduğuma göre 3-18 Nisan'daki Istanbul Film Festivali'nde gösterilecekmiş..izleyin derim.

Bu filmin ardından da pek güzel denk geldi, 3 yan salonda başlayan Alice in Wonderland'e koştuk. Filmi çok zamandır bekliyordum, şurada da bi heves anlatmıştım. Tim Burton filmografisi, Helena heyecanı, Johnny aşkı, Alice dünyası manyaklığı bileşkesi sonucu ister istemez inanılmaz yükseltmişim beklenti çıtamı, o anlamda filmin belli bir eksiklik duygusu yaratmaması imkansıza yakındı zaten...Bir taraftan Alice'i oynayan kadıncağızı zinhar beğenmemek, ejderha sahnelerinden, hiç olmamış iskambil askerler ile Goth tipli sevimsiz beyaz kraliçeden hiç hazzetmemek, Helena ve Johnny'e ise bayılmak, Caterpillar'da Alan Rickman'ın harika sesi, tüm hikayedeki favorim Cheshire Cat'de Stephen Fry...3D olmasının bazı etkileyici kısımlarınıysa o ağır ve sevimsiz gözlükler bozuyor genellikle...Sonuç olarak yine de güzeldi ama benim gönlümde Disney yapımı ilk çizgi versiyonunun tahtını diil sarsmak, yaklaşamadı bile!

Beyaz perdeyi kapatıp okuma lambalarını açtığım zamanlardaysa Kayıp Gül'ü okuyup bitirdim. Başladığım gün bitti kitap zaten...Türkiye seyahatimde gözüme çarpınca bakmış, "Uluslararası Bestseller" etiketinden meraklanıp almıştım. Baktım raf bekliyor, aldım okudum 1 diilse de aralıklı 3 oturuşta. Kendini okutturan bazı kısımları var, ama sanki bu son hali değil de, editöre gönderilmeden önceki müsvedde çatısı gibi geldi bana, onca özensiz, zorlama kısımları da çok fazla. Özünde "kendin olmak ve kendini/başkalarını/dünyayı olduğu gibi kabul edip gönül gözünü açmak" şeklindeki doğru ve güzel ama feci kabak tadı veren tema üzerine kurulmuş, aralarda cici cümleler barındıran bir ünite dergisi yazısı gibi! O kısa güzel kısımlar dışında hiçbir şey yeni değil, akışkan değil, billur değil ve bence edebi değil. Kitap bittikten sonra ufak bir google haşır neşirliği sonucu bulduğum bu yazıda Ezgi Başaran da benzer şekilde eleştirmiş kitabı. Haa, Ezgi Başaran benim değerli görüşleri olmadan kitaplarımı seçip okuyamadığım bir edebiyat gurusu mudur, yoo hayır, ama katılıyorum bu defa yazdıklarına...
Tabii ki emeğe saygı, güzel kısımları da var ama okuru salak yerine koyan tarafları da basbayat..Sanki kafa yorup etrafına şöyle bir bakmış yazar, bir Çoksatar Checklist'i oluşturmuş kendine, Küçük Prens tamaaam, Martı tamaaam, Mesnevi tamaaam, biraz Amin Maalouf biraz Secret tamaam, Nasreddin Hoca tamaaam, doğu-batı/IstanbulEfesSanFrancisko sentezi tamaaam demiş, gül kokusu pudra şekeri sevgi bulutu kondurmuş, vermiş coşkuyu hooop yazıvermiş. Bunca formülle karmaşık sapan mesajlarla da ne yazık ki tam olmamış. Otur, 6.

Bunca Kayıp tema bana yeter derken, 6. sezonunun 7. bölümünden sonra da "noluyo uleeeyynnn" diye koltuk köşesinde kalakaldığım Lost'un aynı çatı altında güzelce geçen 5 yılımızın hürmetine olabildiğince az saçma olmasını temenni ettiğim finalinin Mayıs gülleriyle beraber gelişini bekler, hepinizi elma yanaklardan öperim.

18 yorum:

noranıngemisi dedi ki...

Nine'ı ben de çok merak ediyorum, Alice'i de ki hala gidemedim. Ama TR'de türkçe dublajlı oynuyor malesef :(

Eliza Doolittle dedi ki...

Neden ama neden diye tepinesin geliyo di mi? Hayır çocuk filmleri bile gece seansında altyazılı oynar, ki bu zinhar çocuk filmi diil derim, niye o seçimi benim bal gönlüme bırakmıyosunuz ki yani...Burada aynı sinemada 1 salonda altyazılı orijinal, 1 salonda dutch oynuyor.
Nine'ı gör bakalım sevicek misin...

Bekriya dedi ki...

alice harikalar diyarına ben de gitmek istiyorum. iş arkadaşım çocuk filmi değil mi o diyince olsun, ben istiyorum çocuk mu olmak lazım dedim :)

nedense alice'e karşı karşıkonulmaz bir sempatim var :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Bekriyacım,

Öncelikle iş arkadaşına bi selamımı ilet, çocuk filmi diil, çocuk filmi olamayacak kadar Tim Burton, hikaye de çocuk hikayesi gibi görünse de çok güzel derinlikleri vardır. Şapkacıyla Alice'in çay partisini bi okusun bakalım :)
Hem çocuk filmi de olsa nolur, ben bulduğum tüm çocuk filmlerini izliyorum, hiç zararını görmedim! :)

Kendisine şöyle bi yazı göndermek istedim bi an.
Masal Kovalayan

http://www.amsterdamdankartpostallar.com/2009/04/gercek-masallar-volii.html

Seni de çok öperim...

Burcu Kieboom dedi ki...

Elizacigim,

Ben de bu Persembe arkadasimla guzelim Pathe'miz de Alice in Wonderland'i izleyecegim, malum eslerimizi pek sarmadi bu film biz de kiz kiza gitmeye karar verdik ;)

''Kayip Gul'' icin sana katiliyorum, ben de yolculuk esnasin da bestseller olmasi dikkati cekip almistim, cabucak bitiverdi eee sonuc dedim bitince, yani beni tatmin etmeyen bir kitapti, durust olmak gerekirse ben zaten Secret'i de sevmemistim.
Simdi ''Bin Muhtesem Gunes'' okumaya basladim umutluyum bu kitaptan ;)

Sevgiler,
B.

Eliza Doolittle dedi ki...

Sevgili Burcu,
İzleyin bakalım...bence Chloe'yi de hep beraber izleyin ama...
Bin Muhteşem Güneş bence çok iyiydi, Uçurtma Avcısı'ndan daha iyiydi hatta. İngilizcesini burada Waterstones'dan bulup okumuştum, umarım çevirisi de iyidir..

PELİNCE dedi ki...

Elizaaaaa :)))))
Alice kekremsi tat, doğruymuş ama değilmi???? en deli ve en favori çocuk kitabımı ne hale getirmişler, sorry yani :(((((
kayıp gül yorumuna şapkamı çıkarttım süpersin
Nine kaçırılmaz, e chloe'ye de gidilecek artık da bizim şehrin aksiyon yoksa koltuk yok yaklaşımıyla gelir mi bilmem tabii

Bin muhteşem güneş bu yıl okuduğum en iyi kitaptı sanki, Meryem ve Leyla yüreğimi yakıp ta geçmişti.....

Mugmela dedi ki...

Kayip Gul hakkinda tamamen ayni dusuncedeyim seninle! Cok bildik, cok sonu tahmin edilen, ne bileyim basit geldi. Yani emege de saygisizlik etmek istemem ama cok fazla pazarlama unsuru koyup sisirmisler bence. En cok sevdigim sey ie kitabin kapak rengi oldu!

Eliza Doolittle dedi ki...

Peliiiiiiiiiinnn :)

Aynen canım, tam kekremsi de diil lezzetli aslında ama, portakal kabuğu ve vanilya eklense daha güzel olacakmış da idare eder olmuş bir çikolatalı sup diyelim!
Valla festival sonrası vizyona sokabilirler Chloe'yi, geçen yılların festival filmi Elegy de sonradan girmişti vizyona, o tarz..
Evet evet beni de çok etkilemişti Splendid Suns :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Mugmela;

Ben de kapak rengini sevdim! Aslında bunca cilalanmasa kendiliğinden daha güzel bi kitap olurmuş belki ama beklentiyi de tavanlattırınca iyice "yok artık daha neler" algısıyla okuyo insan...yine de emek vermiş gelişir inşallah diyelim...

LA78'ers dedi ki...

yaw sevmiyorum işte zorla mı.. oldum olası müzikalleri se ve me diiim..
yanlız bu nine müzikalindeki aktrist bolluğunu yapımcının ellerinden öperek kutlamak istiyorum.. önce şikago şimdi bu.. herbirini ayrı ayrı öperim diyorum ve bu güzel yazıyı bu basit yorumla fazla kirletmeden kaçıyorum..

Eliza Doolittle dedi ki...

LA78ers;

Seni bu açıdan kavrayacağını tahmin etmek zor diil :)

dereotundannefretederim dedi ki...

marion ne güzel ve en seksidir peşin peşin söyliyim.. liam'a da jedi saygımız her daim sürecek..koca kafalı helena'yı görmemiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.. bu arada sinemadan öyle bir kopmak ki o kadar olur :((

kitap kısmına yorum yok benden ama formülasyonu iyi çözmüşsün.. lost ise benim için "ada bir oraya bir buraya kaçmaya başladığında" bitmişti.. sabit severim ben..

hmmm televizyonunu yeni açanlar için tekrarlıyorum: marion pek şukelaaaa

Eliza Doolittle dedi ki...

Done;

Marion delisi Okyciim, rolü gereği en vamp ya da en feminen diildi, ama bence de en hoş Mariondu. Kopma sinemadan niye koptun!
O bölümde lost'a ben de bi kıldım ama sonra toparlandı ada eksenindeki esrar perdesinden daha insani perdelere sürüklediler bizi gibi..bakıcaz.

dereotundannefretederim dedi ki...

ya beni bu oscar töreni mahvetti.. filmlere yetişicez diye kendimi korsana verdim, e haliyle de bağımlılık yaptı.. kurtulmaya çalışıyorum.. kendime güveniyorum :P

Eliza Doolittle dedi ki...

Korsanı hayatımızdan tamamen çıkarmak güç istiyo! İlla ki bazı filmleri vizyon yerine salonundaki koltuğun köşesinde ayağını uzatıp izliyosun...ama bazı filmlerin tadı da sinemada çıkıyo!

dereotundannefretederim dedi ki...

ya imkan olsa da ben her şeyi o büyük perdede izlesem! yemekteyiz'i bile izlerim beyazperdede.. onu geçtim ezel izlerim beee :)) o kadar seviyorum ben sinema kokusunu..

Eliza Doolittle dedi ki...

Hehehe aferim. Ben de sinema kokusu ve enerjisine bitiyorum. Ezel büyük ekranda fazla gelebilir :) Yemekteyiz'deki asabi teyzeler ve her hafta illa ki bulup getirdikleri efemine ukala abiler asla çekilmez!!

Yorum Gönder