Bahar dalları açmış, laleler coşmuş, Amsterdam'da kim var kim yoksa etrafa sereserpe yayılmış, rengarenk parkta muhabbete dalarken, bir gözümüz saatte ve telefonda, akşamı zor ettik. Sonra tamamdır doğuma giriyoruz diye haber geldi. Hem meraktayız, hem şefkatteyiz, hem de beklenenden 2 hafta erken olduğu için henüz çocukların aileleri buraya yetişememiş halde, yalnız bırakmak istemiyoruz; cümbür cemaat hastaneye doluştuk. Amsterdam'ın minnak prensesi pembe yanak Ela Hanım, ortalığı neşeye boğarak teşrif ettiler. Sonrası bol kahkahalı, arada gözyaşı dolu, sıcacık bir pazar akşamı oldu. Allah analı babalı büyütsün, gülbeşeker, duru sular gibi bir hayatı olsun inşallah...Biz Higgins ile henüz bu sürecin içinde değiliz, inşallah hazır olduğumuz zaman bize de sağlıkla, aşkla nasip olsun...
Hollanda'da hamilelik ve doğum yapmak, olabildiğince doğal ve şaşaasız. İnsanda ilk duyduğunda çağdışı, çok eskilerde kalmış bir uygulama etkisi yaratsa da, dün akşam şahit olduğum kadarıyla, her şey yolunda gittiği takdirde, anne/baba ve bebek üzerinde çok olumlu etkileri de var...
Öncelikle, burada ebelik (midwife) sistemi var. Annenin yaşına, daha önce doğum yapmış olup olmamasına, sosyo ekonomik düzeyine göre ufak farklılıklar gösterebilse de, ana hatlarıyla, her şeyin yolunda gittiği sağlıklı bir gebelik sürecinde, jinekologdan ziyade, kontroller ve doğum, hastanede dahi olsa, hep ebeler gözetiminde ilerliyor.
İstatistiksel olarak, kadınların %80'i hastane ortamında, %20'si, kendi tercihiyle, ev ortamında doğuruyor. Hastane ortamında doğuranların, Allah esirgesin, bebekte ya da kendisinde bir problem olmaması halinde, neredeyse tümü, doğumdan hemen sonra eve gönderiliyor, hastanede yatmıyor. Doğumlar, epidural desteğiyle, ancak %90 normal doğum ile gerçekleşiyor, sorun olmayınca sezaryene asla hoş bakmıyorlar.
Türkiye'de, doktorların normal doğum yaptırmamak için elinden geleni yaptığı; program rahatlığı, alışkanlık, belki parasal fırsatlar, belki de sezaryen bebek için daha risksiz olduğundan, hep sezaryeni tercih ettiği uzun zamandır etraftaki gebe arkadaşlarımdan duyduğum bir şeydi. Burada da tam tersi...
Doğumdan 1-2 ay önce, evde doğum ihtimaline karşı, anne adayının evine, içinde her türlü steril doğum aleti bulunan büyük bir koli geliyor. Sancılar başlayınca da, hastaneye gidilecekse bile, önce ebeye haber veriliyor. O gelip gerekli kontrolleri yaptıktan sonra, ayarlamaları yapıp, seni hastanedeki personele teslim ediyor.
Hollanda'nın, başka hiçbir ülkede olmayan, çok insancıl ve güzel bir sosyal devlet uygulaması da var. Kraamzorg dedikleri bir sistem dahilinde, tüm lohusalara, devlet doğum hemşiresi yardımı sağlıyor. Doğumdan sonraki 8-10 gün boyunca, konuda uzmanlaşmış bir bebek hemşiresi, günde 6 saat eve gelip, anneye ve babaya bebek bakımıyla ilgili akla gelebilecek her şeyi öğretiyor, toparlanana dek yardım ediyor.
Sezaryen ya da normal doğum yapmak seçeneklerinin anne ve bebek için farklı riskleri, farklı rahatlıkları var. Konu tamamen kişisel seçime kalması gereken, tartışmalı, tek genel geçer doğrusu olmayan bir konudur, görüşünü savunuyorum. Doğum yapan çok arkadaşım oldu, daha 3 yıl önce, kendi kardeşimin doğum sürecine yakından tanık oldum. Hiç normal doğum görmedim. Anneyi hep dikişli, ameliyatlı, bir yandan da dinç, yorulmadığı bir doğum geçirmiş olarak gördüm. Hastaneleri hep çok şatafatlı ve süslü, ziyaretçi dolu, pespembe masmavi tüllerle, bin tane akraba, 40 tane doktorla kaplı gördüm. Hepsi de son derece ciciydi. Ancak dünkü doğum da, bebeğin doğduğu andan itibaren annenin kucağında olduğu, etrafta şatafat bulunmayan, ancak anneyle babanın çok başbaşa bir huzurla bu anı paylaştığı, farklı bir deneyimdi...
Bir yanda gayet sistematik, bazen soğuk, ancak duru bir süreç, diğer yanda keyiflere daha açık, sıcak ancak özü kaçırılabilen bir süreç...Bileşkesi başucumda olsun dilerim...
Pastel tonlarında, güzel bir hafta olsun. Nisan, bahar dallarınla mutlu ettin. Mayıs, güllerinle gel!

31 yorum: