Pek sevgili, kahvaltıda evde çilekli müsli değil de, Bebek Kahve'de beyaz peynir domatesle tazecik çıtır simit yemişim gibi hissettiren dostlar,
Pek leziz, ben aslında cumartesileri pek yazmam ama bugün cici bi gün ay ölücem heyecandan kıvamlı bir cumartesi sabahından, dumanı tüten kahvemin sıcak kıyısından, üstümde mor pijamalarım ve pufidik salak terliklerimle, en gün değmemiş koca dalgalı saçlar her bir yana uçan komik halimle pür telaş heves kıyamet telden yazıyorum...
Kendimi bildim bileli iyi bir edebiyat okuru olmak, üniversitedeyken Ankara UM:AG Vakfı’nda yaratıcı yazarlık seminerlerine katılıp Mehmet Eroğlu, Ahmet İnam ve Emin Özdemir’in rahlei tedrisat’ından geçmek ve arada kısa öykü/şiirler karalamak dışında, düzenli yazmaya, blogu açtığımda başladım. Hem yazmayı, hem sizleri okumayı, hem sizlerin yorumlarını sevdim. Gittikçe daha alışarak, hem elim, hem gönlüm gün günden daha da rahatlayıp açılarak, yepyeni, çok berrak heyecanlanarak, dostluklar edinerek sevdim...Gelecekte yazmayı tam zamanlı bir işe, beni çok mutlu eden bir hobiyi kariyere dönüştürmeyi de çok arzu ediyorum, ancak henüz yolun çok başında olduğumun da bilincindeyim. En oyalı boyalı ama boş 5. sınıf televizyon sunucusu gibi, 2 satır göründüm diye "72 milyon bizi izliyor" sanrılarına kapılmıyorum kısacası ama, okuyup sevmenize de (arabesk mode on) hastayım!
Blogosferin inanılmaz boyutları, keyifli olduğu kadar da anlaşılır...Bireyin bilgi ve etkileşim alanının özgürce artışına paralel olarak, Ekşi Sözlük ve tüm benzerleri çoğu konuda gerçekten ilk başvurduğumuz, reklamsız ve yansız görüşler içeren bilgi kaynakları olurken, IMDB film analizleri, TripAdvisor seyahat yorumları vb oluşumların kuvveti de gittikçe çoğalıyor. Twitter-Friend Feed-Facebook-LinkedIn-A Small World ile gün geçtikçe ufalan dünyada, bağımsız ve sağlam her türlü fikir oluşumunun gittikçe daha çok tutulacak olması da kaçınılmaz bir durum gibi görünüyor...Daha birkaç gün önce "gazetesizlik"den dem vurmuşken, böyle bir ortamda, tüm dünyanın yükselen değeri internet gazeteciliğinin, Türkiye'de de önü müthiş açık, özgür ve özel bir durak olduğuna inanıyorum.
Bu süreçte, Türkiye'de birkaç ay önce bir internet gazetesi, www.t24.com.tr kuruldu. Ağustos 2009'da, kurucusu Doğan Akın'ın kaleminden,
"Hiçbir kişi, grup, şirket, kurum ve oluşum ile doğrudan ya da dolaylı veya rastlantısal bir bağı bulunmayan T24, bağımsız bir gazetecilik girişimi olarak" açıldı.
"Profesyonel ve etik standartlar konusunda baraj sorunu bulunmayan gazetecilerin ortak girişimi olan T24, kendi giderlerini karşılayarak bağımsızlığını garanti eden mütevazı bir gelirle" yola çıktı.
T24 gittikçe okunurluğunu, bilinirliğini, Türk basınında referans alınırlığını artırıyor. Yansız haberleri ve, nazarım değmesin de, hiç teklemeden çalışan servis sağlayıcısı ile mis gibi okunuyor. Muhteşem aydın bir karı-koca, usta kalemler olarak Oya Baydar ile Aydın Engin, Çiğdem Anad, Rıdvan Akar, Mete Çubukçu, Cem Dizdar, Doğan Akın, Nil Aldemir, Vedat Özdan, Bekir Ağırdır, Emre Çalışkan ve birçok başka keyifle okunan isim yazıyor.
Bugünden sonra Eliza'nız da, naçizane, Cumartesi ve Çarşamba günleri T24'de...Şans dileyin, bereket duası filan edin, arada uğrayıp bi öpücük veriverin! Hadi baaaayyyyyyy...

57 yorum: