24 Mayıs Pazartesi günü burada resmi tatildi. Noel'e kadar Hollanda'da son resmi tatil olan bu uzun haftasonunu değerlendirelim diye düşünerek uzun zaman önceden Expedia.nl'de saatlerimizi geçirmiş, otel-uçak ve araba kirasını birleştiren olabildiğince makul bir paket program bulmuş ve 2 çift olarak güzel bir Güney Fransa gezisi ayarlamıştık...
Fransız Riviera'sı ya da Cote d'Azur diye de bilinen bu bölge, İtalya sınırında Menton şehrinden başlayan, içine Monaco Prensliği'ni alarak, Fransa'da St.Tropez'ye dek uzanan sahil şeridinden oluşuyor. Bölge, Mavi Kıyılar gibi bir anlama gelen ismini, Stephen Liegeard'ın 1887'de basılan kitabı "La Cote d'Azur"dan almış. İsmine pek yaraşan pırıltılı bir güzelliği var...
Maviyi yeşile yakıştıran tipik Akdeniz manzaralarıyla biz Türkler için bilindik; tesisler, servis, irili ufaklı kasabalar ve inanılmaz bir lüks tüketim ile ise gerçekten çok etkileyici bir bölge...
Bölgenin, deniz doldurularak sahile kondurulan tek havaalanı Nice'de yer alıyor. Cote d'Azur üzerindeki, bence en güzel şehir olmasa da, gecelemek için, koyun ortasındaki konumuyla en uygun şehir Nice. Oteller de, diğer yerlere göre, nispeten uygun fiyatlarla burada bulunabiliyor. Biz de, Nice'e uçtuk, havaalanı Budget ofisinden pek rahat pek geniş Renault Scenic arabamızı aldık, bizi sabahın kör saatinde ölsek bile almayacaklarını bildiğimiz otele uğramaya bile kasmadan, direkt Cannes tarafına devam ettik!
Yollar biraz karışık olsa da, hem olabildiğince deniz kenarında kalmak istediğimizden yukarılardaki otoyollara hiç girmeden sahilden devam ettik, hem de TomTom denen, keşfedenin elleri balla ovulası harika minik rehberimiz ön cama yapışmış olduğundan, heeer yeri elimizle koymuş gibi bulduk! Bu TomTom'lar navigasyon aletlerinin en harikaları biliyorsunuz...Türkçe de dahil, onlarca dil seçeneği dışında, size yol tariflerini ünlülerin ağzından veren, şuh konuşan, Star Wars karakterleri gibi konuşan, bir sürü eğlenceli opsiyon var! Dön dedi dön, ikinci sağ dedi hadi, derkeen, yollar gerçekten çok kolaylaşıyor...
Gün 1:
Nice-Cannes arası, yaklaşık 45 dakika sürüyor. Yol üzerindeki ilk durak, tatlılar tatlısı kasaba, Antibes. Biz de bu kasabada durup, sabah 6 uçağıyla gelmiş olduğumuz ve Antibes'e geldiğimizde daha yeni 9 olmuş olduğu için kahvaltımızı ettik, inanılmaz lezzetli kişleri ve eklerleri olan bir pastaneye sabah siftahı olduk. Ardından irili ufaklı sahil evleri, minik meydanları, ufacık bir gezi treni ve muhteşem bir antika pazarı olan bu kasabayı keyifle gezdik.
Antibes'den sonra, sahil şeridinde yer almayan, ancak çok merak ettiğimiz Grasse'a gittik. Patrick Suskind'in muhteşem Koku romanını okuduysanız, ya da gördüğüm en iyi film uyarlamalarından biri olan film versiyonunu izlediyseniz, Jean-Baptiste Grenouille'nin, Paris'den sonra gidip parfüm sanatını öğrendiği Grasse'ı, balmumundan koku esansı çıkardığı tüyler ürperdiği sahneleri anımsarsınız! İşte biz de o kasabaya, ünlü Fragonard Parfümevi'ne gittik. Oldukça turistik hale gelmiş, asıl üretimlerini şehir dışında büyük fabrikalara taşımış olan parfümeriler biraz hayalkırıklığı olsa da, yine de ilginç bir geziydi...
Ardından, film festivali ile dünyaca ünlü Cannes'a devam ettik. Yolculuğumuz, Cannes Film Festivali'nin de kapandığı haftasonuna pek harika denk geldiği için, şehri en pırıltılı, en şaşaalı haliyle görmüş olduk.
Bu yıl, geçen yıllarda Nuri Bilge Ceylan'ın Altın Palmiye aldığı zamanki gibi bir Türk çadırı olsaydı, daha da muhteşem olacaktı, inşallah gelecek sefere! Ancak şehrin o süslü püslü haline tanık olmak, başlı başına harika bir deneyimdi. Akşam yıldızları için hazırlanmış festival sarayı ve kırmızı halı, şehrin en ünlü 2 oteli Martinez ve Carlton'da, orada kalan yıldızlara göre asılmış film afişleri müthiş heyecan vericiydi...Festival Sarayı'nın kapısında bekleyen yüzlerce kişi içinde saatlerce dikilip birilerini görmeye çalışmak yerine, Carlton Otel bahçesinde şampanyamızı açtırdık!
Belki birkaç hafta önce yazdığım Onyüzbin Baloncuk yazısından hatırlarsınız, şampanya, sadece Fransa'nın Champagne bölgesinde üretilen bir içki olarak, Fransa'da, birçok başka yere göre oldukça ucuz...Cannes Film Festivali kadar şaşaalı bir olayda, şehrin en lüks otelinde, koca bir şişe Moet&Chandon açtırmanın, Istanbul'da bir barda, köpüklü şarap açtırmanın 3de biri fiyat olması da, Türk barlarına özgü "bulduğuna çakma" felsefesinin, sevimsiz bir sonucu olsa gerek...!!
Jüri başkanı Tim Burton'ı, karizması güzel kendi güzel Benicio Del Toro'yu, kocaların pek istediği çıplak poz veren yıldızcık adaylarını pek görmedik ama; etraftaki telaş dalgası, kıyafet zorunluluğu olan partilere girip resim çekebilmek için istisnasız tümü jilet gibi smokinlerini, gece elbiselerini giymiş paparazziler, çok bakımlı, çok şık giyimli, çok kokoş ve güzel insanlar; görkemli otelleri, butik ve cafeleriyle, gördüğümüz en şıkır şıkır kordon olan, deniz dibi La Croisette Bulvarı, içimizi açtı...
Çok yorgun ve çok keyifli, Nice'e döndük. Avrupa'da oteller, genellikle Türkiye kalitesini mumla aratır, bilirsiniz. Biz de dünyanın en iyi bilinen, uygun fiyatlı ve merkezi zincirlerinden Best Western'in, Nice'deki 3 yıldızlı şubesi Hotel di Madrid'i ayarlarken, muhtemelen iyi olmayacağını biliyor, temiz ve merkezi olsun, zaten gezmeye gidiyoruz diye düşünüyorduk. Aynı düşünceyle gittiğimiz Venedik'deki Best Western Montecarlo'dan da, Prag'daki Best Western Meteor Plaza'dan da memnun kalmıştık. Oysa Nice'de bizi bugüne kadar kaldığımız en kötü otel bekliyormuş meğer!! Karanlık bir mahalledeki, minnacık odaları ve kaba resepsiyonistiyle bizi dumurlara uğratan bu otel, tatilin nazar boncuğu oldu, o kadar söyleyeyim!!
O akşam otele girdiğimizdeki şokumuzu, Nice'in en muhteşem deniz ürünü lokantalarından Boccacio'da, aile boyu leziz bir deniz ürünlü pilav (paella) yiyerek ancak attık :)
Gün 2:
Bu defa Nice'in diğer yönüne doğru, Monaco'ya hareket ettik. Yol üzerinde önce minnacık masal kasabalarına benzeyen Saint Jean Cap Ferrat'ya, oradan yukarılardaki tarihi kasaba Eze'ye gittik. Yoldaki manzaralar gerçekten inanılmazdı.
Bu kasabalardan sonra, tırmanma şeridiyle gidilen; efsanevi prensesi Grace Kelly'e yaraşacak kadar zarif, onun çılgın kızı Stephanie'ye yakışacak kadar hareketli, minicik bir alana müthiş bir zenginliği sığdırmış bağımsız prenslik, Monaco'ya gittik.
Dünyanın, şehir içinde yapılan tek rallisi, Monaco Grand Prix'ye de mayıs ayında ev sahipliği yapan şehirde, ömrümüzde görmediğimiz kadar fazla sayıda lüks araba (Çoğu ya yaşlı Avrupalı amcalarca, ya da 20 yaşının altında görünen Arap zengini çocuklarca kullanılan, sanırım 20 küsur farklı Ferrari, 5den fazla Lamborghini, 4 adet Rolls Royce, 2 Bentley, 3 Mercedes McLaren, 10 küsur da Porsche görmüşüzdür ki, Higginsim aklını kaçıracaktı!), ve lüks yat gördük.
Efsanevi Monte Carlo Casino'suna, kumar oynamaktan çok, görkemli kumarhanenin içini görmek, oynayanlara bakmak için girdik.
Eski yapılarıyla kalsa çok daha güzel olacak, ama çarpık yapılaşmasıyla ne yazık ki çirkinleşmeye başlamış Monaco'yu da, pırıltısıyla çok beğendik.
Gün 3:
Sabahtan sevimsiz otelimizden koşarak çıkış, çantaları arabaya atıp yine yollara dökülüş...Bardot'nun güzelliği bulaşmış minik kasaba St. Tropez'ye niyetlendik ama yol oldukça uzundu. Cannes'ı geçip St. Raphael'e kadar harika manzaralarla, ancak çok virajlı yol hepimizi biraz tutmuş halde ulaşıp da hala 60 km yol kaldığını fark edince, çark edip yeniden Cannes'a döndük. Biraz daha gezinip deniz ürünlerine bulandığımız keyifli bir yemek yedik, akşam uçağı için havaalanına gittik...
Orada 3 gün boyu yazdan sonra, burası yine bahar havasını bile özletir halde...Hevesle, yaşadığımız keyifler için de şükranla, güneşe ve aileye bulanmak üzere memleket tatilini bekliyoruz!





















7 yorum:
Ek olarak, bir ara da Güney İtalya'ya gitseniz (Amalfi,Positano,Capri filan) güzel olur :)
Çok güzel olmuş, en çok Grasse (koku kitabından ötürü), Antibes ve Monaco'yu merak ediyorum. Bir Cote d'Azur gezisi yapacağım ömrümde (kısmetse), selamlar
Sevgili Eliza, ne guzel yazmissin, kucuk kasaba, antika pazari, kekler, sahiller.. harikasin!!
Bero;
Grasse kitaptan sonra biraz hayal kırıklığı aslında, ama güzel. Bence Antibes ile Cap Ferrat en güzel kısımlarıydı. Umarım kısmet olur :) Capri yaptık (güney fransa çok daha güzeldi), Amalfi kıyılarına eşim uzun gezi yapmış, sevmiş çok, bakalım :)
Nevin;
Teşekkür ederim :) Yaşasın esrik tatil ruhu :)
aynı turu biz de balayımızda yapmıştık,minicik iki kişilik bir araba kiralayıp tüm kıyıyı gezmiştik,ayy o günlere götürdün beni mucks:)
:) Tam bi balayi mekani zaten bayildim, sevindim seni o gunlere goturdugume de :)
Yorum Gönder