Düşündüm de, doğasında köpük barındıran şeyler içinde sevmediğim bi şey yok galiba...Dalganın sahile vururkenki ve teknenin denizde giderkenki köpüğüne bayılırım; sıcacık köpüklü banyolarda mum ışığı ve klasik müzikle inanılmaz dinlenirim; üstü köpüklü acımtrak Türk kahvesi muhabbetini çok az şeye değişirim; hafif köpüklü bol kakaolu krem şokola gibi tatlıları leziz bulurum; içkilerin de en çok köpüklüsünü severim!
Bildiğiniz gibi şampanya, ya da champagne, pek ahenkli pek janjanlı bir sözcükten ibaret olmayıp, içkilerin en fıkırtılısı, kutlamaların en olmazsa olmazı, köpüklü beyaz ve roze şarabın da genel ismidir.
Ansiklopedik, pek motomot bilgiyle, şampanya iyi cins üzümlerden yapılır. Üzüm şırasının alkol mayalanmasından sonra üç kez fıçı değiştirilir ve karışımlar uygulanır. Köpük elde etmek için şişelenir ve 9-11 C° ısıdaki mahzenlerde başaşağı konur. Mantar üzerinde biriken tortu özel işlemlerle alındıktan sonra istenilen tiplere göre (sek, yarı sek, tatlı), kamış şekeri, yüksek kaliteli şarap ya da konyak karışımı eklenir. Şişeler özel mantar makinesiyle kapatılır. Mantarlar şişeye yarım girer ve belli bir düzenekle şişeye tutturulur. Bu düzenek çıktığında mantar kendiliğinden şişenin ağzından fırlar.
Elizapedik, daha fıkırdak bilgiyle ise, şampanya ismini Fransız Champagne bölgesinden alır. Ürün, pek benimsenip bağırlara basılmış, ve aynen piyasada ilk olan selpak, orkid, cif, jilet, teflon, nescafe vb örneklere dönmüştür. Bu örnekler, kendi bulundukları ürün sınıflarında, jenerik ürün adı olarak kullanmaya alıştığımız markalardır.
Şampanya da bu hesap, ürünün genel geçer ismi haline gelmiştir. Ancak hafif terelelli, ağzının tadını bilir ve estetik-sever, ingilizceyi konuşurkenki aksanlarıyla pek seksi olan, ancak kabul edelim ki ufaktan gıcık Fransızlar, bu ismin kullanım hakları konusunda dediğim dedik bir profil çizerler! Öyle ki, Fransa dahil başka hiçbir yerde üretilen köpüklü şarap, tamamen aynı teknikle üretilmesine rağmen, şampanya diye pazarlanamaz; bu isim başka ürünlerde de kullanılamaz.
Meselaaa, 93'de, Yves Saint Laurent, pek pembe, hoş kokulu parfümü Champagne'in lansmanını yaptıktan sonra champagne lobisi çat diye davayı açınca, parfümün ismini Yvresse diye değiştirmek zorunda kalmıştır.
Neyse, engin bilgimle konuyu dağıtmıyım cicim, köpüklü şarap diyoduk...
Dünyaca ünlü, lüks tüketimle özdeşleşmiş, Dom Perignon, Moet Chandon, Laurent Perrier gibi isimlerden biri, ya da Champagne bölgesinde butik üretim yapan chateau'lardan (bildiğin şato şekerim, evet.) biri iseniz, şişenize ve markanıza Champagne ibaresini gönül rahatlığıyla yerleştirebilirsiniz. Ancak bu markalar da nispeten az bulunur, daha kısıtlı üretilen bir sunuya işaret ettiğinden, çok lezzetli olmakla birlikte, genellikle oldukça da pahalıdır...
"Bulduğuna çakma" memleketi yurdumdan geçtim; içkide vergi oranlarının inanılmaz düşüklüğü nedeniyle şarap, köpüklü şarap ve tüm içkilerin oldukça ucuz bulunduğu Hollanda'da bile şişe şampanya açtırmak, markaya göre değişmek suretiyle de olsa tuzlu...
Şampanyanın ateşli İtalyan kuzeni Prosecco ve keyifli İspanyol arkadaşı Cava ise, nispeten çok daha uygun fiyatlı, içimi daha rahat, özel kutlamalarla özdeşleşmiş şampanyanın aksine "her günün içkisi" olarak lanse edilen, pek de leziz alternatifler...Keyifle, rahatça, uzun uzun içiliyor.
Öyle ki şarap konusunda pek güzel gelişim gösteren Türk markalarının da, köpüklü şarap konusunda başağrısı bol "inci damlası"ndan bir adım öteye gitmesini diletiyor insana...
Peki bu köpüklü davetkar çağrışım yazısı nereden çıktı?!
Geçtiğimiz cuma günü kraliçenin doğumgününde, Higgins ile çıkıp çılgınca yürüdük, Jordaan'da arkadaşlarımızla buluştuk, 4 kişi 2 şişe Cava içtik, sonra elimize 1 şişe ve 4 plastik şampanya kadehi daha alıp sokaklarda o parti senin bu konser benim dolaştık, sonra Walem'de başka arkadaşlarımız da geldi, 9 kişi olduk, 3 şişe Prosecco açıldı bitti, oradan kalkıp Utrechtsestraat tarafına geçerken 1 şişe de roze Prosecco patlattık; ve günü böyle bi bilançoyla, zurnalar gibi sarhoş, çılgınca eğlenmiş, kilometrelerce yürümüş, tupturunculara bürünmüş halde, mutlu mutlu tamamladık da, oradan aklıma geldi.
Pazartesi sevimsizliğine inat, köpük köpük yazayım dedim...Hadi bakalım köpüğümüz bol olsuun!



21 yorum: