Eğer siz de benim gibi "pazartesi ve muz kabuğu" tadındaysanız, doğasıyla sevimsiz, yıllardır bir türlü alışamadığım bu gıcık günü tatlandıracak, harika bir önerim var! En yakın sinemaya kendinizi atın, devasa bir patlamış mısır, meşrubat, dilerseniz tatlı abur cubur, hatta varsa, aahhh nostaljik Alaska Frigo alın, ve Oyuncak Hikayesi 3'ü izleyin!
Serinin ilk iki filmi kadar sevimli, çok zeki esprilerle, başka filmlere gizli göndermelerle dolu, muhteşem, muhteşem, muhteşem bir devam filmi! Üstelik, çok da iyi kotarılmış olarak hem de, üç boyutlu...
Biz cuma akşamı iş çıkışı Higgins'le en yakın Pathe sinema salonu'nun yolunu tuttuk, 2.5 saat boyunca yüzümüzdeki gülümseme hiç kaybolmadan, bazen de kahkahalara dönüşerek, keyifle izledik filmi...Buzz'ın İspanyol moduna geçtiği muhhhteşem sahnelerde, Bay Patates Kafa'nın tortilla halinde yaptığı casusluk sahnelerinde, gülmekten karnımız ağrıdı...Filmden hemen önce gösterilen, kısa animasyon Gece&Gündüz de ayrıca harikaydı, ona da bayıldık...
Beni biraz tanıyan sevgili dost okurlar iyi bilirler, içimizdeki çocukları çok sever, yaşamın da onları besledikçe güzelleştiğine içtenlikle inanırım...
Leo Buscaglia bombalamaları yapmıyorum inanın, çocuk dünyası böyle rengarenk, böyle saf, böyle bütün algıları açık, cinnoş ve "kafalar bi dünya" haldeyken, yetişkin yetişkin yaşayıp gittiğimiz hayatın tam içinde, arada o çocuğa, zaman ayırarak ve tadını çıkararak üstelik, dolu dolu selamlar çakmak, harika olmuyor mu?! Bu akşam, işte o içimizdeki minnak kuzunun akşamı olsun hadi!
Bu arada, filmi burada izlediğim için orijinal seslendirmesiyle izledim. Türkçe dublajında Barbie ile Ken seslendirmelerini, yurdumuzun en içimize baygınlık getiren, ama en "gişe yapar oğlum bu, var ya accaip gider" çifti, anlı şanlı Bihter ve Behlül yapmış ki, izleyen varsa ay ne olur söyleyin, nasıldııı?! :)


20 yorum: