Sizi bilmem, ama ben yemeği doymak için değil, keyif için yerim. Öğünlerden de en çok kahvaltıyı; hele de atraksiyonlu, simitli çörekli poğaçalı, menemenli-reçelli, kalabalık ve mümkünse yazın açık havada olanlarını...
Son iki haftanın her günü, işte öyle bir kahvaltı kıvamında, yayıla yayıla, üşene bezene, mayışa uyuya, yüze güneşlene, konuşa gülüşe geçti...İnce belli bardakların çay kaşığı şıkırtıları, bunaltan havada vınvın kurtarıcı balkon pervanelerine; uzun uzun gazete okumaların yanıbaşında duru-duruveren "hay ben sizin..." temalı politika sohbetleri, çengel bulmacaya gani gani ayrılan geniş zamanlara karıştı. Tenim güneşe, buklelerim tuza, hava kahkahalarımıza bulandı.
Saatler boyu çanaklı konken, aile boyu tabu, uzun uzun bezik...
Sulara aka aka balık-rakı, yakamozlara baka baka kebap-şalgam, şefkat içinde pişe pişe anne yemekleri...
3 günlük tekne turuyla cennet Ege-Akdeniz koyları, salaş lokantalar ve sallantılı gündüz uykuları...
Ayağım şıpır şıpır okuduğum kitaplar, sahilden yazılan T24 yazıları...
Dostlarla buluşmalar, aileyle sarılmalar, Higgins'le yeni baştan her sabah, yine aşık olmalar...
Nazar boncukları, perşembe pazarından efil efil elbiseler, turkuazlı mercanlı takıp takıştırmalar...
1 yaş daha büyümek ve en aslanından en ağustosu, en sevdiğim ay olarak bir eski takvime daha eklemek...
Böyle...
Yüzdük geldik, sevdik geldik, güldük geldik, yedik içtik doyduk geldik. Eğlendik, dinlendik, sevindik geldik.
Samyeli yüzümüze çarpa çarpa ısıttı. Estik, geldik...Yeni rüzgarlar olsun!

14 yorum: