Dün, tek romani Catcher In The Rye'in tum dunyada yaptigi milyonlarca baski ile taninip cok sevilmis, egzantrik, munzevi, "gönülçelen" yazar Jerome David Salinger ölmüş. Hayatima cumleleriyle inceden pek guzel degmisti, huzur icinde uyusun...
91 yasindaki, mahremiyetine inanilmaz duskun, basin karsisina asla planli bir sekilde cikmayan bu efsanevi yazarla ilk "tanismam", ortaokul yillarinda bu ilk ve tek romanini okumamla olmustu. Roman, Turkce'ye o yillarda Adnan Berk tarafindan "Gönülçelen" ismiyle cevrilip Can Yayinlari'nca basilmisti. Daha sonraki, YKY tarafindan basimi, Coskun Yerli tarafindan cevirisi yapilan "Cavdar Tarlasinda Cocuklar" versiyonunun dili, okurlarca daha cok tutulsa da, sadece ismiyle bile, ilk ceviri daha cekici ve akilda kalici geldi bana her zaman...
Kitapta, sorunlu, tembel, haylaz, rahatsiz bir karakter olan, ancak fikirleri, kizkardesi Phoebe'yle iliskisi ve yapmacikligin her turlusune nefretini de iceren nuktedan tespitleriyle gönüllerimizi de çelen ergen Holden Caulfield'in egzantrik bulusmalarla dolu yolculugu anlatilmisti. Boylece ben de yasantimin ilk "Anti-Kahraman"iyla tanismistim. Minnakligimin "He-Man iyidir, Iskeletor kotudur, Orko da salagin tekidir" basitligindeki karakter yapilandirmasina ilk karmasa tohumlari atilmaya baslanmisti boylece, pek sevmistim! O gun bugundur de, bir yazar icin ideal bir anti-kahraman yaratip okur-izleyiciye sevdirebilmeyi, ideal bir kahraman yaratmaktan da daha mesakkatli ve derin bulurum.
Kitapta, sorunlu, tembel, haylaz, rahatsiz bir karakter olan, ancak fikirleri, kizkardesi Phoebe'yle iliskisi ve yapmacikligin her turlusune nefretini de iceren nuktedan tespitleriyle gönüllerimizi de çelen ergen Holden Caulfield'in egzantrik bulusmalarla dolu yolculugu anlatilmisti. Boylece ben de yasantimin ilk "Anti-Kahraman"iyla tanismistim. Minnakligimin "He-Man iyidir, Iskeletor kotudur, Orko da salagin tekidir" basitligindeki karakter yapilandirmasina ilk karmasa tohumlari atilmaya baslanmisti boylece, pek sevmistim! O gun bugundur de, bir yazar icin ideal bir anti-kahraman yaratip okur-izleyiciye sevdirebilmeyi, ideal bir kahraman yaratmaktan da daha mesakkatli ve derin bulurum.
Babalarin babasi Don Corleone'ye, ilk kusak Brando iken de, ikinci kusak Pacino iken de acimasiz mafyanin arka planindaki sicak Sicilya tiplemeleri, iliskiler ve muhtesem bir karizma bileskesi ile muthis sadik bir hayranlik duymamizi; Leon'un Matilda'yi sahiplenisi ve elinde tasidigi abuk bitkiye bagliligi bizim acimasiz bir tetikciye hungur kiyamet aglamamizi, "bunu da yarin dusunurum"cu, bencil, simarik, fettan Scarlett O Hara'yla bile ozdeslesecek bir seyler bulmamizi saglayabilmistir bu olgu.
Neticede biliriz ki, hepimizin kusurlari, yumusak karinlari, sancilari, eksiklikleri vardir. Tamamiyla mukemmel, ayni anda hem guzel hem seksi hem iyi hem akilli hem basarili hem yardimsever hem hem hem...kahramanlarin insanda uyandirdigi hafif yabancilasma ve rahatsizlik hissine inat, kusurlari da olabilen kahramanlari sevmek daha kolay, daha icten, daha bizdendir. Bilincin bu ayrimlari cok da net yapamadigi cocukluk yillarinda bile, "gercek olamayacak kadar minnettar" Pollyanna'dansa, yine cici, seker, akilli ama ayni zamanda haylaz ve komik Pippi'yi, Pitircik'la tayfasini tercih eder bunyeler el yordamiyla...
Tum olay orgusunu kimsenin gercek kotu ya da puruzsuzce iyi olamadigi sekilde catilayan, dizinin kotucul mihenk tasi Ben'in bile sirtini sivazlayasimiz gelecek sekilde kurgulandigi, bu anlamda flashback-flashforward-zaman kaymasi olgularini genelde, kahramanlarla kurdugumuz sevgi-nefret iliskisini beslemek uzere yapan kult dizi Lost'un son sezonu sali aksami basliyor. Televizyon tarihinin bu anlamda en ozenli yazilip cekilen dizisinin, en opulesi gamzeli anti-kahramaninin adini anmamak olmaz tabii!
Gelgelelim "bizim cocuk" Sawyer, vurdu, kirdi, ilac caldi, kac kisiyi oldurdu, cumle aleme taktigi lakaplarla insanlari delirtti, ancak kabul etmeli, butun bunlara ragmen, "her seyi bikbikbik dogru yapan" Doktor'dan da, adanin diger yakisiklilarindan da daha cok sevildi. Gercekciydi, inanilmaz yakisikliydi, komikti, kalkanini kaldirdiginda Kate'e, son sezonda Juliette'e pek guzel bakiyordu, simdiki katiligina birak teselliyi, basli basina anlam katmak uzere pek ozenli kurgulanarak bize gosterilmis bir cocukluk gecirmisti.
Bunlar yetmezmis gibi, okyanusun orta yerindeki adada bir kutuphane varmiscasina, surekli okumakta; internette, onun okuduklarinin dizinin esrariyla iliskisini arastiran ve sasilasi derecede de bulan insanlarla dolu "Sawyer Kitap Kulupleri"ne onculuk etmekte, edebiyat sever bunyelerimizi bir defa daha ateslere atmaktaydi. Oyle ki bence bu haliyle, sahilde guneslendigi hallerinden bile daha cekiciydi. (Okuyan adam seksidir!)
Insan onun resimlerine bakiyor ve ne hikmetse diline J.D.Salinger hayrani Teoman'in en sevildik melodilerinden biri takiliyordu.
gönülçelen gönülçelen, aynı anda utanmadan
hem kırıcı hem kırılgan, yordun beni gönülçelen
gönülçelen gönülçelen, biraz gerçek biraz yalan
hem yarabandım hem yaram. Bitsin artık gönülçelen...












