"hiç unutmam bir gün geç vakit
tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
büyüme saati bir ormanın.
şöyle iyice dinlesem sanırım artık,
bütün ormanları büyürken duyarım"
İlhan Berk
Çocuk dünyası insanı sağaltır. Müthiş bir öğrenme, durmadan merak etme, yorulmadan şaşırma, sıkılmadan oynama potansiyeli taşıyan tatlı bir yavrunun rengarenk dünyasına dahil olabilmek, mutlu bir armağan, yüklü bir sorumluluk, göze alınmış zorluklarıyla birlikte düpedüz, gökkuşağına yolculuktur.
Hiç kimse bu görüşlere katılmakla, bu farkındalığa hazır olmakla yükümlü değildir. Ancak herhangi bir ebeveyn, ve herhangi bir öğretmen, böyle düşünmeye yazgılı, zorunlu ve sorumludur.
Hal böyleyken, az önce bugünün gazetelerinde gördüğüm minicik bir haber (burada), gündemimizi kaplayan Eyvahyallahdöküll Yanardağı'nı fersah fersah geçmiş, bugün benim kül bulutumun ta kendisi olmuştur.
Antakya'da bir anaokulu öğretmeni, altı yaşındaki bir çocuğu masasının altına yüzüstü yatırıp üstüne basarak sınıfa "eğitim" vermiş: Çocuklar, söz keserseniz bakın böyle paspas olursunuz! Stajyer öğretmen de cep telefonuyla görüntülemiş bunu, kimbilir kaç yüz tane benzer, görüntülenmeyen yanlışa inat...
Aynen polise taş atan minnaklara verilen, çocukluklarını hapiste geçirmek (ötesi var mı?) cezasında olduğu gibi, yetimhane işkencelerini, çocuk tacizlerini ağlaya ağlaya okuduğumuz zamanki gibi...
Tamamen farklı bir düzeyde de olsa yine bir çocuğun düşünce sistemiyle oynandığı için, bugünkü haberi okuyunca içimden ettiğim küfrü yazsam, Eliza'yı eksik tanımışız dersiniz. Hemen, acilen uzaklaştırılmalı meslekten o kadın ve üzerine basmalı otoriteler bir zahmet, gerekli mesajları vererek; Öğretmenler, çocukları acıtırsanız bakın böyle paspas olursunuz!
Hele de adi suçlar içeren olayların tümünde aklıma gelen ve hapisle, ıslah etmekle hiiç uğraşmayan cezaları anlatsam şaşarsınız, (zira çocuklara suç işleyebilen birinin topluma kazandırılmak üzere hapishanelerde yer işgal etmesi bence beyhude), o derece sertim bu konuda.
Ağaç yaşken eğilir vecizesini yanlış anlayıp da kimbilir ne meyveler verebilecek dallarını kesen, güneş ışığı gibi berrak ruhlara gölge düşüren, öğretmenin sıcacık yollarını algılayamayan, korkunçluğu karanlığından menkul, örümcekli çürük beyinleriniz; o beyinlerin komuta ettiği, çocuklara uzanan elleriniz kırılsın.