Bugün T24'de, Eliza'ca bağlantılarla altyapısız “genç nüfus projesi”ni, öğrencilerin açlık grevini, milletvekillerinin sanal yetisizliğini, zaten tat kalmayan ağzımızın tadını iyice bozan mısır şurubu üretim kotalarını yazmıştım. Okumayı arzu edenleri yan odaya alalım; http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?article=3234&author=58
Olumlu-olumsuz, hakaret içermediği sürece tümünü çok değerli bulduğum yorumlardan bir tanesi özellikle dikkatimi cezbetti.Özetle diyor ki, "mis gibi bir şehirde yaşıyorsun, bu düzen böyle gelmiş böyle gider, ne uğraşıp duruyorsun, bırak sen kendi keyfine bak"...Hatta bir başka okur da dayanamamış, "katılmıyorum" diye girişmiş; "..bana dokunmayan yılan bin yaşasın'cı doldu alem, sen devam et hem keyfine hem umursamaya" kabilinden destek atmış.
Med-ceziri bol olabilecek bir durum tabii...Hiçbir olgu tek taraflı değil ki! Seçimlerinin sonuçlarına katlanmak ile seçtiklerinin tadını çıkartmak arasında geçen takvim yapraklarına hayat diyoruz belki de...
Gurbetteyim. Bilerek, isteyerek, aşkla geldim. Huzurlu, stressiz, keyifli bir şehirde, bolca tatil, farklı özgürlükler ve büyük aşkım, çekirdek ailem yanıbaşımda yaşıyorum.
Öte yandan, hasretteyim. İş ortamımdan, hele de bugünlerde sarsıntılı bilançolardan geçildiği için, zerre hazzetmiyorum. Geniş ailemi, güneşli havaları, bazen de keşmekeşi özlüyorum.
Bu iki farklı varoluş biçimini, birbirine karşıt değil, tamamlayıcı olarak görmek, en keşke'si eğer'i az, iyi ki'si neyse ki'si fazla tabloyu renklendirir diye düşünüyorum.
Gündeme uzaktan bakmak ve düşündürdüklerini yazmak da keza, benzer bir çift taraflı madalyona yansıyor...
Yine de günün yorumcuları haklı tabii..Herkes toplumsal rollerini soyunduğu noktada kendinden menkul...İşte o noktada algı süzgecimizden geçirip de içselleştirdiğimiz her şey, paşa gönlümüzün bir noktasına değiyor!
Bu arada, sosyal devlet düzeninde çalışmanın zorlu taraflarından biri yüksek vergilerse, en ballı yanlarından biri de yıllık izinlerin bolluğu...Hal böyle olunca, kıtı kıtına izin tahtası ucu ucuna bayram haftası hesaplayarak çalıştığım zamanlara inat, bol keseden tatil kullanıyorum.
En son 1'er günlük iki izin aldım. Birisi yarın; cumayı haftasonuna bir güzel katacak, spora ve maniküre gideceğim. Daha sonra sevdiğim kanal üstü kafelerinden birinde uzun uzun oturacak, "90'lar Kitabı" için pazartesi gününe dek editöre teslim etmem gereken parçayı yazacağım.
Diğer izin 28 Şubat Pazartesi. Kırmızı halısından tüm ödül törenine dek canlı canlı izlemeye bayıldığım Oscar gecesini, ertesi gün iş var kaygısı olmadan sabahlamak üzere kendime armağan etmeye karar verdim! Gece bizim keyif bizim, yolu Holivud dedikodusundan geçenlerle 27'si Pazar akşamı Twitter'da görüşelim!

aynısını bende yaptım 28 Şubat için birikmiş olan ama bir türlü tamamını bir şekilde kullanamadığım yıllık izinimin nimetinden faydalanıp hafta sonuna ekleyiverdim. Şimdiden iyi seyirler olsun bize. :)
YanıtlaSilAslı;
YanıtlaSilHohoytt süperiz! ;)
Eliza'm, huzurlu ve güzel şehrinde tatillerin keyfini çıkar ama özlediğin bu keşmekeşi de unutmazsın ya zaten, unutmamaya devam et bence. Seviyorum!
YanıtlaSilPasa gonlun ne guzel seyler yazmis, ne guzel izinler almis. Tadini cikar! :)
YanıtlaSilböyle gelmiş, böyle gider'ci olmayan paşa gönlünü seviyorum ben. bi de oscar fena halde gayrisanatsal bir ödül olmaya başladı, kırılıyorum.
YanıtlaSilelizaaaaaa :))
YanıtlaSilsen düşünce aklıma kardeşim düşer aklıma...
aşkı için gurbete giden güzel kadınlar derim içimden...
özledim.
görüşelim.
havadisler var.
özledim bide :))
Aslısın;
YanıtlaSilHaklısın canım, hem hatırlayarak, hem tadını çıkararak..yapıyoruz bişeyler:)
Dudu;
YanıtlaSilCuma izni süper geldi, inşallah oscar iznim de öyle olur cicimm..Bi de bu yaşadığımız buz şehir azcık daha ısınırsa...
Mefisto;
YanıtlaSilBen de senin halden anlayan tavrını pek seviyorum! Bence oscar hiçbir zaman bütünüyle apolitik, sırf sanat kaygısı taşıyan bir ödül diildi, ama olayın o boyutu da var tabii..Bakalım..
Absalom;
YanıtlaSilBen de canımmm, noldu noldu?!