26 Eylül 2011 Pazartesi

Midnight in Paris

Cuma akşamı iş çıkışı, Higgins'le ben ve çok yakın dostumuz bir çift buluştuk. Rembrandt Plein'in orada açılan yeni büfede (lezizzz) döner dürümlerimizi yerken, sinemaya mı gitsek, Woody Allen'ın yeni filmi gelmiş, Paris izlemek iyi gelir şimdi diye konuştuk. Ama hava öyle limonataydı ki, filmi yağmura erteledik.
Haftasonu tüm Avrupa'da hava çok güzelmiş, ne yapsak dedi birimiz, filmini boşverin hadi yarın Paris'e kaçalım dedi öbürümüz, ay süper oluuur diye atladı diğerimiz, dur ben bi ucuz otel bakıyım dedi berikimiz, ve böylece sonuca bağlandı toplu gaza gelişimiz!
Eve dönüp hızlısından birer çanta hazırladık, saatimizi ertesi sabah 5'e kurduk, ve atladığımız gibi arabaya, sabah 6'da 4 kişi yola koyulduk. Kahvaltımızı Belçika'da bir benzinci kahvesinde hızlıca geçiştirdik, öğlene doğru Paris'teydik.

Pont Alexandre III


Bahtıaçık

Elele


Dessert


Ebruli

Oignon Soupe

Champs Elysees'deki Leon'da devasa midye-patates, yanına bira ile güne başladık. Seine Nehri kıyısından yürüyüş, Eiffel'e karşı birer leziz kahve ile uykumuzu açtık. Sonra karşı kıyıya geçip, kendimizi Paris'in en sevdiğim bölgesine, her dem renkli, her dem bohem Saint Germain'e attık. Galeriler ve minik butiklerle dolu daracık sokaklarda gezintinin ardından, Cafe Deux Magots'da tatlılara ve roze şaraba bulandık. Oradan çıkınca da biraz daha yürüyüp, Sacre Coeur Katedrali'ne ve Montmartre- Ressamlar Tepesi'ne uzandık. Biraz daha şarap, bu defa kırmızı, ritüel tam olsun, biraz da soğan çorbası derkeen, artık yorgunluktan bitmiş, yemekten içmekten çatlayayazmış bir halde, dört başı mamur ilk günümüzü tamamlayıp, kendimizi otele attık.
Pazar günü erkenden uyanıp güzel bir kahvaltı ve hepimiz önceden gezdiğimiz için kısa bir Louvre turu yaptık. Notre Dame'a nazır bir cafe'de özlediğimiz güneşe yüzümüzü verdik, gece de geri geldik.

Ben ki plan program seven, iflah olmaz aslan kadını, bu gidişin spontanlığına bittim en çok. Kısacık ama çok güzel bir kaçış oldu, mest etti. Hadi bakalım, ruhumuz eserekli, haftamız güneşli olsun...

7 yorum:

  1. öyle kıskandım öyle kıskandım ki, resmen bi yerim şişçek, midye patatiz güzel miydi bari :(
    YanıtlaSil
  2. ay çok şeker olmuş ben de spontane gezi istiyorum. o tatlılardan da istiyorum :) fotolara da bayıldım. gaza geldim kendi kendime gezi planlamaya başladım sayende :)
    YanıtlaSil
  3. arabaya atla haftasonu parise git gel... hollandaya taşınmalıyım belki de, keyifli haftasonları mmm bayılırım :)))
    p.s. 2 ay önce oralardaydım Eliza'cım ve onion soup içmeye takmıştım resmen her yerde denedim denebilir :))))
    YanıtlaSil
  4. şu yediklerinizi istanbul'da birileri adam akıllı yapsa da boşuna paris'e gitmesek gelecekte :P (yemek için gezen adam konuştu, saygılar :P)
    YanıtlaSil
  5. düşündüler yapmayı aslında, bi saha araştırması da yaptılar ama nedense vazgeçtiler (midye patatiz şaraptan bahsediyorum)
    YanıtlaSil
  6. Uykusuz;

    Midye patat süperdi, üzerinize afiyet. Ben en son İstanbul'da bikaç yer yapıyordu diye anımsıyorum ama? Kıskanma kuzum, planla?


    Freud;

    İtinayla gaz verilirrr hehehe :))



    Marla;

    Yaa aynen, burada yaşamanın en tatlı yönlerinden biri böyle zaman-para-vize uygunluğuyla hoptirik etrafa kaçabilmek. Off soğan çorbası da misti valla ;)


    Volkan;

    Ben de sencileyin gittiğim yeri büyük oranda yeme-içme keyifleriyle ballandırırım. Ama bazen bazı şeyleri de yerinde havasında yemek iyi oluyo diil mi?
    YanıtlaSil
  7. süpermiş! çok keyifli gezmişsiniz, bir o kadar da keyifli anlatmışsın :)
    YanıtlaSil