Haftasonu tüm Avrupa'da hava çok güzelmiş, ne yapsak dedi birimiz, filmini boşverin hadi yarın Paris'e kaçalım dedi öbürümüz, ay süper oluuur diye atladı diğerimiz, dur ben bi ucuz otel bakıyım dedi berikimiz, ve böylece sonuca bağlandı toplu gaza gelişimiz!
Eve dönüp hızlısından birer çanta hazırladık, saatimizi ertesi sabah 5'e kurduk, ve atladığımız gibi arabaya, sabah 6'da 4 kişi yola koyulduk. Kahvaltımızı Belçika'da bir benzinci kahvesinde hızlıca geçiştirdik, öğlene doğru Paris'teydik.
Pont Alexandre III
Bahtıaçık
Elele
Dessert
Ebruli
Oignon Soupe
Champs Elysees'deki Leon'da devasa midye-patates, yanına bira ile güne başladık. Seine Nehri kıyısından yürüyüş, Eiffel'e karşı birer leziz kahve ile uykumuzu açtık. Sonra karşı kıyıya geçip, kendimizi Paris'in en sevdiğim bölgesine, her dem renkli, her dem bohem Saint Germain'e attık. Galeriler ve minik butiklerle dolu daracık sokaklarda gezintinin ardından, Cafe Deux Magots'da tatlılara ve roze şaraba bulandık. Oradan çıkınca da biraz daha yürüyüp, Sacre Coeur Katedrali'ne ve Montmartre- Ressamlar Tepesi'ne uzandık. Biraz daha şarap, bu defa kırmızı, ritüel tam olsun, biraz da soğan çorbası derkeen, artık yorgunluktan bitmiş, yemekten içmekten çatlayayazmış bir halde, dört başı mamur ilk günümüzü tamamlayıp, kendimizi otele attık.
Pazar günü erkenden uyanıp güzel bir kahvaltı ve hepimiz önceden gezdiğimiz için kısa bir Louvre turu yaptık. Notre Dame'a nazır bir cafe'de özlediğimiz güneşe yüzümüzü verdik, gece de geri geldik.
Ben ki plan program seven, iflah olmaz aslan kadını, bu gidişin spontanlığına bittim en çok. Kısacık ama çok güzel bir kaçış oldu, mest etti. Hadi bakalım, ruhumuz eserekli, haftamız güneşli olsun...
7 yorum: