16 Aralık 2011 Cuma

Hans en Grietje

Amsterdam'ı yaşayanlar bilir, buranın her havası bizim normallerimizin altında, soğuğu ıslak, sıcağı ılık, yağışı sevimsizdir. Ama hele de şimdilerde pek güzel ışıklandırılmış o canım kanalların kıyısında yürürken, insana hiçbir hava koşulunu sallamaz, pek tatlı ruh halleri gelir.
Bunları Spiegelgracht'ın köşesindeki, ismi şeker, cismi şeker, koyu kahve yanına elmalı tarçınlı pancake'i en şeker café Hans en Grietje'de yazıyorum. Karşımdaki köşeden tüm ihtişamıyla Rijksmuseum göz kırpıyor. Zaten tüm yapıları Hansel Gretel masalından fırlamış kurabiye evlere benzettiğim bu güzel şehre yolunuz düşerse, kanal kenarlarında ayaklarınız kopana dek yürüyün, ve bu minnoş mekana uğrayın, tavsiye ediyorum.
Ruh haliniz uçuş uçuş olup masalsı çağrışımlar yaparken, her masalın bir ejderhası, bir de cadısı olduğunu unutmamalı tabii, onlar her yerde. Her yol ayrımında, ışıltılı ve yanılsamalı tüm o soğuk plazalarda. Maksat, gündeliğin koşturmasına kapılmışken, onları olabildiğince umursamamakta...
Mutlu cumalaaaar!

5 yorum:

  1. evin çatısını ısırmak istedim
    YanıtlaSil
  2. seni okuduktan sonra Amsterdam'a taşınasım geliyor, kadınnnn!!!!!!!! Yapma yazıktır :)
    YanıtlaSil
  3. Uykusuz;

    Burada tüm çatılar ısırmalık kuzum:)


    Gül;

    Hadi taşınmıyosun, bari bi ziyarete gel, ne harika olurdu? :)
    YanıtlaSil
  4. İçim açıldı bu yazıyla, orada olmak istiyorummm
    YanıtlaSil
  5. Ben bulunduğum şehrin tadını çıkarmaya başlayamamışım demekki Amsterdam'a mı taşınsaydım dedim :)
    YanıtlaSil